Biz bu hale nasıl geliyoruz?

Büyükşehir yasası ile köyler mahalle oldu. Yasa ile birlikte mahalle olduk ancak gelişim açısından hiçbir ilerleme kat edemedik. Sadece mahalle olduk. Mahalleliler çocuk seslerine adeta hasret kalmış durumda. Çoğu mahallelerimizde okullar dahi kapatıldı. Merkezdeki okullara servislerle gidip geliyor öğrencilerimiz.

Yaşlılar herhangi bir üretim hayvancılık ve zirai faaliyetler yapmadan yaşam mücadelesine devam ediyor. Üretim yapanlar da kendilerine yetecek oyalanacak kadar üretim gerçekleştiriyor. Üretim genç ister çalışacak güç ister. Ancak mahallelerimiz ilerlemediği için mahallelerde genç nüfus maalesef % 80 diliminde azaldı. Bu nedenle gençler hayat mücadelelerini şehrin merkezlerinde sürdürmek zorunda kalıyor. Mahallelerde yaşayan gençler en çok araç sıkıntılarından yakınmakta.

Sabah kalkıp işlerine gidebilmeleri için ne bir servisleri ne de kendinin özel araçları olmadığı için şehrin merkezinde hayatlarına devam ediyorlar. Mahallelerde genç nüfus % 80 azaldı bu durum aslında geleceğimizin üretimimizin azaldığı anlamına gelmektedir.

Mahallelerimizde tarımsal faaliyetlerimiz ve hayvancılık hiç olmadığı kadar azaldı. Gençler çalışmıyor ve karşılığını alacak yerleri arıyor. Bilinçli olarak yıllardır sürdürülen ucuz ithalat sonunda şimdi yere serilmiş sektörler alarm zilleri çalmakta. Hem üretim yok, hem üretilen para yetmiyor.

Fabrikaların şartları daha az dönüyor. Çoğu kapasite düşürdü işçi çıkardı. İşsiz kervanı çığ gibi büyüyor. Kovit- 19 Pandemi dönemi de bu durumu ağırlaştırdı. Ama zaten ülke üretim açısından büyük bir darboğaza girmişti zaten. İthalata dayalı üretim yapılıyor, ihraç ettiğimiz ürünlerin bile %70’ini maalesef dışardan alıyor öyle ile ithal ediyorduk.

Ülkemizin %60 %70’li yıllarında olduğu gibi ülkemizin genç insanları gözünü yabancı memleketlere çevirmiş okumak ve çalışmak için fırsat ve imkân kolluyor. Huzur ve güven içinde yaşamak isteyen insanlar da acaba oralarda yapabilir miyim? Diye düşünüyor. İyiyiz çok iyiyiz deyip duruyoruz. “Bugün dünden iyi, yarın da bugünden iyi olacak, Nisan Mart’tan Mayıs Nisan’dan daha iyi olacak” sözleri artık karın doyurmuyor maalesef. Fabrika çarkları dönmüyor. Tarlalar yeşermiyor, cüzdanlara para dolmuyor. Kış ayına girdiğimiz bugünlerde halk nasıl ısınacağız diye kara kara düşünüyor. Doğalgaz elektrik ve su faturalarını ödemekte güçlük çeken vatandaşlar kara kara düşünüyor.

Hayat devam ediyor. Bir yandan salgınla mücadele, bir yandan işsizlik geçim sıkıntısı ve hızla artan yoksulluk ile mücadele etmek elbette kolay değil. Millet halinden şikâyet edip canın yanıp çaresiz kalıp feryat ettiğinde, halinize şükredin. Eski yoklukları ve kuyrukları unuttunuz mu? Hatırla. Şimdi öyle durum yok her şeyiniz var. Hatta evlerde 3,4 adet pahalı ve modelli cep telefonlarınız bile var. Nankörlük etmeyin diye de paylanıyorsunuz. İyisiniz, iyisiniz diye de gaz veriyorlar bilirsiniz işte.

Dr. Hüseyin H. Serdar bir yazısında hikâyeler fıkralar vardır yeri geldiğinde anlatılmadan geçilmez. Tam yerine geldi ben de anlatmadan geçmeyeyim. İki boksör ringe çıkar maç başlar. Taraftarlardan birisi fırtına gibidir, birinci rauntta birlikte yumruklarını çalıştırmaya başlar. Kelebekler gibi dans eder, arı gibi sokar yani. Bizimkinin gözü şişer. Kaşı açılır. Gonk çalar köşeye gelir antrenörü harikaydın rakibini iyi hırpaladım derken, diğer yandan da açılan kaş onarılır. İkinci üçüncü rauntta aynı şekilde biter boksörümüzün gözü kapanmış, gözünün altı morarmıştır. kenara geldiğinde antrenör yine aferin oğlum adamı ezdin muhteşemsin der. Yardımcıları teri siler omuzlara mesaj yapar. Dördüncü raunt başlar boksörümüz rakibi karşısında çaresiz ve etkisizdir, seri yumruklar yemeye devam eder. Değil yumruk atmak ayakta durmakta bile zorlanır. İyice sallanır yıldızlar uçuşmaya çevre dönmeye başlar ha düştü ha düşecek, ama yine antrenör aferin oğlum şahanesin ringi adama dar ediyorsun, eziyorsun onu diye motivasyon yapmaya devam ediyor.

Peki, beni kim dövdü?

Bizimki öyle dayak yemiştir ki, kaşları açılmış. Gözleri kapanmış, nefes alamaz, kolları kalkmaz olmuş. Yıkıldı yıkılacak. Ringin köşesine gelir pelte halinde koltuğa sığınır. bizim antrenör alacağız maçı aslanım bırakma. Dikkatli ol, dağıtın, mahvettin, parçaladım, perişan ettin onu derken konuşmakta güçlük çeken boksörümüz şişmiş dudaklarını zorlayarak açıp hocam adamı ezmiş perişan etmişsem beni bu hale kim getirdi? Diye seslenir.

“Sorumlulara işsizlik, yoksulluk, geçim sıkıntısı ve olumsuzluklara dair hiçbir şey sorgulamıyorum” sorulunca da cevap her şey iyi iyi çok iyi Avrupa’nın ve dünyanın en başarılı ülkesiz cevabı veriliyor. peki o zaman bizi bu hale kim getiriyor? Yeni yılımız bir önceki yılımızdan daha iyi, daha sağlıklı, daha başarılı ve sevgi dolu geçmesini diliyorum. Herkesin yeni yılını kutlar hayırlı haftalar dilerim.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Karasu
Karasu - 2 ay Önce

Siz dayak atan boksörü, bizde dayak yiyip yiyip kendisine ne olduğunu dahi anlama idrakinden uzak olan o boksörün, aklının nerede olduğunu arıyoruz.