19. yüzyılın sonlarına doğru dağılma sinyalleri vermeye başlayan Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı’ndan mağlup ayrılınca ülke işgale uğradı. Bu dönemde devlet yönetimi önemli ölçüde zayıfladığı için ülke genelinde büyük bir kaos yaşandı. Bu kaostan Kocaeli Sancağı, Adapazarı Kaymakamlığı, Karasu Nahiyesi’de fazlasıyla nasibini aldı.

 

I. Dünya Savaşı’nda cepheye giden onlarca Karasulu geri dönemedi. 93 Muhacirleri diye bahsedilen Gürcü, Abaza, Çerkes, Bulgar, Boşnak, Arnavut ve Selanikli vatandaşımız Karasu’ya da göç ettiler. Dünya tarihinin o zamana kadar en büyük savaşı yaşanıyordu. Göç, açlık ve sefalet, asayişsizliği de beraberinde getirdi.

 

Karasu’da gasp, yaralama, köy ve hane baskını, haraç ve dağa kaldırma olayları yaşanmaya başladı. 1910 yılında Karasu’nun emekli Nahiye Müdürü, silahlı birkaç adamını alarak Çam Dağı’nda gizlenen ve civar köylere baskınlar yapan eşkıyalarla mücadele ettiyse de başarılı olamadı.

 

1913 yılında Kurudere ve Yassıgeçit köylerini basarak ahalinin hayvanlarına el koyan eşkıyalara jandarma birlikleri müdahale etti. İki taraf arasında çıkan silahlı çatışmada pusuya düşürülen jandarmalar şehit edildi. Karasu Nahiye Müdürü, Hendek Jandarma birliğinden yardım istedi. Eşkıyalar yapılan operasyonda diri olarak ele geçirildi. 1917 yılında Çam Dağı mevkiinde eşkıyalar ile jandarmalar arasında bir çatışma daha yaşandı.

 

Erkeklerinin çoğu savaşta olan Karasu ve Kocaali ahalisi, eşkıyaları, merkezi İncirli’de bulunan Nahiye Müdürü’ne şikayet etti. Müdürün eşkıyaya karşı oldukça müsamahakâr davrandığını gören muhtarlar, Bolu Divân-ı Harbi’ne telgraf çekerek Çam Dağı mevkiinde bir karakol kurulmasını istediler. Bunun üzerine Bolu’dan gelen bir tabur asker Çam Dağı’na karakol inşa etti. Böylece bölge halkı eşkıyalara karşı az da olsa rahat bir nefes almış oldu.

 

1918 yılında eşkıyalar, Melen karyesindeki bir ekmek fırınını bastı. Fırını yağmalayan eşkıyalar, haraç vermeyen bir köylüyü de dağa kaldırarak katletti. Daha sonra Suyatağı (Subatağı) karyesini basarak köylüden haraç toplayıp, hayvanlarına el koydular.

 

Bölgede Rumlar ve Türkler arasında da birçok olay yaşandı. Kestaneboğazı (Kestanepınarı) karyesinde yaşayan Rumlar, Rum Patrikanesi’ne yazdıkları telgrafta; Nanta oğlu Yusuf ve arkadaşlarının kendilerini gasp ettiğini, mallarına el koyduğunu ve evden dışarı çıkamadıklarını bildirdi. Şikayet üzerine inceleme başlatıldı ve her iki taraf da yatıştırıldı.

 

Karasu’da sadece eşkıyalar ile halk arasında değil, Rum vatandaşlar ile Türkler arasında da bir çok olay yaşandı. Karasu Papazı Pavli Efendi ile Hamid Efendi arazi yüzünden kavga ettiler. Bir türlü orta yolu bulunamayınca olay büyüdü. Bunun üzerine Hamid Efendi, Papazı uygunsuz davranışlarından dolayı İzmid Mutasarrıflığı’na şikayet etti.

 

1911 yılında oldukça eskiyen Suyatağı Köyü’ndeki Rum kilisesi yıkıldı. Yeni bir kilise inşası için harekete geçen Rum ahali ile kilise yapılmasını engellemek isteyen Türkler arasında sorunlar yaşandı. Mahkemeye sirayet eden olaydan sonra kilisenin inşasına karar verildi. Bu kilise, 1923 sonrasında Rumların köyden tahliye edilmesiyle tekrardan yıkıldı.