McCarthycilik ve cadı avı

Korku yasal yollar kullanılarak etkisi toplum üzerinde meşru kılındığında, insanları yönlendirmede kullanılabilecek en etkili yollardan birisidir. Çeşitli yasal yollar kullanılarak meşru bir hale getirilmiş korku yaratma uygulamaları spekülasyonlara, şüpheciliğe ve bir kamuoyu refleksinin oluşmasına neden olur. Yaratılan korku ortamında toplum içerisinde yaşayan birey, yasal yollar ile meşru kılınmış ve oldukça etkili korku yöntemleri doğrultusunda yönlendirilebilir ve yapması istenen davranışı sergiler. 1945-1954 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) iç ve dış politikada hakim propaganda unsuru haline getirilen komünizm tehlikesi bir korku toplumunun oluşmasını sağlamıştır. Wisconsin’den seçilen Senatör McCarthy yasal gerekleri çiğneyerek çoğu insanın asılsız bir şekilde yargılanmasına neden olmuş ve ABD’de bir fenomen haline gelecek olan McCarthycilik ya da cadı avı olarak adlandırılacak bir döneme damgasını vurmuştur.

Anılan dönemde sivil haklar hiçe sayılmış, Bertolt Brecht, Charlie Chaplin, Arthur Miller, Orson Welles, Pete Seeger, Joseph Losey, Richard Wright, Ollie Harrington, James Baldwin, Herbert Biberman, Lester Cole, Chester Himes,William Benton, Owen Lattimore gibi sanat, kültür ve akademik çevreden çoğu kişi ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır.

Korku siyaseti kavramı temel olarak siyasetçilerin kendi amaçlarını gerçekleştirmek adına insanların kaygılarını yönlendirme uygulamalarını barındırmaktadır. Ancak şüphesiz ki, siyasetçiler korku ve korku ile alakalı uygulamaları mesajlarını topluma iletmek adına önemli bir kaynak olarak görmektedirler. Korku yöntemleri bazen mevcut bir rakibi zayıflatmak ve toplum tarafından kabul görmek için de kullanılabilmektedir. Ancak korku siyaseti sadece kamuoyununun ya da toplumların manipüle edilmesi ile alakalı değildir. Korku zamanla toplum içerisinde bir güç olarak kendi başına var olmaya başlar.

McCarthy seçilememe korkusu ile günümüzde McCarthycilik olarak başlayacak olayların da fitilini ateşlemiş olur. McCarthy seçimlerden başarı elde edemeyeceğini anladığında, katolik bir rahip olan Edmund Walsh tarafından Demokratlara yönelik olarak komünist bir propaganda başlatması önerilir. Jack Anderson adlı bir gazeteciden de destek gören McCarthy, komünist olduğunu düşündüğü kişiler hakkında bilgi toplamaya başlar. FBI Başkanı Hoover’dan da yardım gören McCarthy, 9 Şubat 1950’de West Virginya Cumhuriyetçi Parti kadınlar toplantısında dışişleri bakanlığında 205 kişinin komünistlere gizli bilgi aktardığına dair ünlü listesini ilan eder. Sonuç olarak ise McCarthyizm olarak literatüre geçen cadı avı, FBI ve diğer destek odakları doğrultusunda başlamış olur.

Soruşturmalar ve kurulan mahkemelerde ardı ardına sorgulanan komünist yanlısı şüphelilerinden sonra, Senatör McCarthy’nin yeni hedefi ABD ordusu olmuştur. McCarthy komünistlerin ordu içerisine sızıp bilgi sızdırdıkları suçlaması bu dönemde Başkan Eisenhower olmak üzere, üst düzey şirket sahiplerinden gazete yazarlarına kadar birçok kişiyi rahatsız etmiş ve Eisenhower’ın bu konuda bir şeyler yapmasının gerekliliği belirtilmiştir. O dönemde General Electric CEO’su olan Milton’un Avrupa’dan dönüşünden sonra başkana iletmiş olduğu mesaj dışarıdan da McCarthy ve komünizm karşıtı uygulamaların doruk noktasına ulaşmış olduğu ABD’nin nasıl göründüğü belirtmesi açısından faydalıdır. Milton Avrupa’da gerek devlet adamlarının gerekse de çoğu kişinin McCarthy’i potansiyel bir Hitler olarak gördüğünü, Eisenhower yönetiminin de bu nedenle büyük ölçüde zarar gördüğü ve saygınlığını yitirdiğini belirtmişti.

Korku, toplumların yönetilmesinde geçmişten günümüze kadar kullanılan en önemli etken olmakla birlikte en caydırıcısı olarak da kabul edilebilir. Bu durum 1950’lerin ABD’sinde McCarthycilik olarak yaşanmıştır. ABD bu dönemde yaratılan korku ortamı nedeni ile çoğu ünlü olmak üzere bilim adamı, yazar ve akademisyenler ülkeyi terk etmek zorunda bırakılmıştır.

ABD’de yaşanan McCarthycilik döneminden çıkan çok sayıda önemli sonuç bulunmaktadır. Dönem boyunca insan hakları ve sivil haklar hiçe sayılarak binlerce insan suçsuz yere yargılanmış ve devlet aşırı süpheci bir siyasi tutum geliştirerek binlerce soruşturmaya izin vermiştir.

Tarihler isimler değişiyor fakat yöntemlerin pek değiştiğini söyleyemiyoruz değil mi?

YORUM EKLE