Varlık fonu: Son durak

Size Osmanlı'nın çöküş yıllarından biraz bahsedeceğim...

1854’te Avrupa ile ilk borç antlaşması yapıldı. Alınan borçlar yatırım olarak değerlendirilmedi. Bu paralar savaş ve zevk için harcandı. Gösterişe giden paraların faizleri bile ödenemez bir hal aldı. Sonuçta alacaklı devletler 1881 de Duyun-u Umumiye kurarak Osmanlı Devletinin bütün gelir kaynaklarına el koydular.

İltizam, Osmanlı devlet gelirlerinin (vergilerin) bir bölümünün belli bir bedel karşılığında devlet tarafından kişilere devredilerek toplanması yöntemi. Vergiyi toplamayı üstlenen kişiye "mültezim" denirdi. Mültezimler bir tür müteahhitti.

Haraç (vergi) toplama işini üstlenen mültezimler, devlete ödemek zorunda oldukları miktarın üstünde bir gelir elde etmek, bu işten kâr elde etmek durumundadırlar; ki bu, doğrudan üretici olan reâya üzerindeki ‘devlet korumasının’ ortadan kalkması ve sınırsız sömürüye açık hale gelmesi demekti.

Devlet bir bölgenin toprağından vergi toplama işini ihaleye çıkarır. Amaç en fazla vergi toplarım diyen kişiye ihaleyi vermektir. Ama bu da yetmez. Bu kişinin devlete bunun için güvence vermesi gerekir. Onun için de İstanbul’daki yahudi veya ermeni para babalarının yanına gidilir. Onlar güvence olarak gösterilir(tabi ki kendi komisyonlarını alırlar) ihaleyi alan mültezim bu gelirleri toplamak için kendine adam tutar ve taşraya salar. Bunlar hep maliyettir. Diyelim ki devlet bana 500 bin akçe topla dedi. Yukarıdaki maliyetler ve ihaleyi alanın kendi kârı ile bu olur 1 milyon akçe. Kısacası vatandaş tefecilerin ve mültezimlerin insafına bırakılır; Devlet ben alacağıma bakarım diyerek gerisine karışmaz.

Yani basitleştirmek gerekirse Osmanlı Ekonomisi bozuldukça elindeki toprakları bu ayanlara nakit para karşılığı kiralanmış. Örnek vermek gerekirse Osmanlı Devleti o toprak parçasından bir senede 100 Akçe vergi yada kira alması gerekirken ayanlara peşin 60 Akçeye vermiş. Ekonomi bozuldukça da uzun yıllık antlaşmalar denenmiş 30-40 yıllık kiralamalara gidilmiş. Sonuç? Hüsran.

1996 – 97 yıllarında Erbakan’ın koalisyon hükümeti sırasında bir uygulama popülerlik kazanmıştı: Kamu kaynak havuzu. Bütçe dışındaki kamu kesimine ait kaynaklar bu havuzda toplanmaya ve buradan harcanmaya çalışılıyordu. Bu havuza her gün yeni bir kaynak aktarılıyor, bir süre sonra bu aktarımların başka bir alandaki dengeyi bozduğu görülünce yeni kaynak arayışları gündeme geliyordu. Türkiye Varlık Fonunun kaynaklarına bakınca aklıma Erbakan’ın Kamu Kaynak Havuzu uygulaması geldi. Sonrasında Başbakan seçilen Mesut Yılmaz apar topar bu fonu kapattı.

Osmanlıya kadar da geriye getirmeye gerek yok. İşte 25 yıl geriye gitsek yeterli oluyor. Varlık Fonu nedir diye herkes birbirine sorarken iyi midir kötü müdür diye falan. Uygulanmış denenmiş ve başarısız olmuş bir şeyi tekrar deneyerek şapkadan cin çıkarmaya çalışıyorlar. Bu aslında Belediyelerin kurduğu taşeron şirketlere de benziyor. Borç batağındaki Belediyeler ne devletten nede özel bankalardan kredi çekip daha fazla ve daha fazla borçlanamadığı için taşeron şirket kurup onun üzerinden borçlanıyorlar. Yani ödeyemedikleri mevcut borçlarının üzerine daha fazla borçlanma yolunu seçiyorlar.

Türkiye Varlık Fonu'nun portföyünde Türkiye’nin öncelikli 8 sektöründen 20 şirket, 2 lisans ve çeşitli taşınmazlar bulunuyor. TVF'nin internet sitesinde yer alan bilgiye göre bu şirketlerin sektörel olarak dağılımı şöyle:

Finansal Hizmetler: Ziraat Bankası, Halkbank, Vakıfbank, Borsa İstanbul, TVF Finansal Yatırımlar, Platform AŞ.

Enerji: Botaş, Türkiye Petrolleri, TVF Enerji, TVF Rafineri ve Petrokimya.

Ulaştırma ve Lojistik: Türk Hava Yolları, PTT, İzmir Alsancak Limanı, Türkiye Denizcilik İşletmeleri.

Madencilik: Eti Maden, TVF Maden.

Şans Oyunları: Nakit Karşılığı Şans Oyunları Lisansı, At Yarışı Düzenleme ve Bahis Kabul Etme Lisansı.

Tarım ve Gıda: Çaykur, Kayseri Şeker.

Gayrimenkul: İstanbul Uluslararası Finans Merkezi projesine de yatırım yapan TVF’nin portföyünde Türkiye genelinde 46 adet taşınmaz.

Teknoloji ve Telekom: TÜRKSAT, Türk Telekom, (Son anlaşmayla bu şirketlere Turkcell de ekleniyor).

Bu şirket de denetimsiz, vergisiz, sorgusuz, sualsiz bu devasa bütçesiyle yatırım yaparak ekonomik sıkıntılar çeken ülkemizin kriz formülü...

Osmanlı Devleti krizden kurtulmak için; vergi indirimleri, toplu vergi ödemeleri, uzun süreli toprak kiralamaları, özelleştirmeler ve hazineyi bölmeyi denedi yani şuan ki Varlık Fonu uygulamasının ilk versiyonları. Sonucunda ne oldu Divan-ı Hümayun'un kurulmasına gelinen süreç...

YORUM EKLE
YORUMLAR
Oguz gündüz
Oguz gündüz - 2 hafta Önce

Baya bi araştırma yapmışsınız da yetersiz bilgisiz cahilce araştırmışsınız 25 yıl önceki durumu. 25 yıl önce sistem kurulurken yapılan işlem basitti.
Kar eden kitler bankalara faize para yatırıryor. Yatırım yapan ve kar edemeyen kitlerde bu bankalardan daha yuksek faizle kredi alıyordu yani devletin iki kurumu bir banka aracılığıyla birbirlerine kredi veriyor karşılığında aracı nemalanıyor sn Erbakan aracıyı çıkardı aradan aracısız birbirine borç vermesini sağladı ve de diyorsunuz ya sn yılmaz kaldırdı diye
8 ay macro ekonomi için çok kısa bir sure.
Bu arada sizi sosyolog olarak tanıtıyorlardı maşAllah bildiğin ekonomist ve siyasi tarihçi çıktınız.

Uğur Büyük
Uğur Büyük @Oguz gündüz - 2 hafta Önce

Merhaba oğuz bey. Öncelikle bilgisiz ve cahilce sözlerini size iade ediyorum. Keza ben burada havuz sistemini yüzeysel ele aldım bir paragraf benzerlik gösteriyor diye örnek verdim. Başarılı yada başarısız orasını bilemem. Sistemin kurucusu Prof. Dr. Mete Gündoğan varlık fonu ve kamu kaynak havuzu sisteminin farklı şeyler olduğunu iddaa ediyor. Saygı duyuyorum. Ama bence bir çok noktada benzerlik gösteriyor. İşin özetinden hazineden bağımsız ikinci bir uygulama tarihte de başarılı olmamış bunun dünyada da örneği yok.

Siyaset sosyolojisi, iktisat sosyolojisi, sanayi sosyolojisi gibi onlarca ders aldık. Bilmediğim yada araştırmadığım bir konuda yazı yazmam içinizi ferah tutun.