7 kız kardeş ve petrol çağı birinci bölüm

Uğur Büyük'ün "7 kız kardeş ve petrol çağı birinci bölüm" başlıklı köşe yazısı

Sizlere iki bölümden oluşan modern dünyanın en büyük güç odağının nasıl kurulduğunu anlatmaya çalışacağım.

1928 Achnacarry Anlaşması İskoçya'daki Achnacarry Şatosu'nda yapılan gizli toplantıdır. 1928 yılında, dünyanın en büyük üç petrol şirketinin (Standard Oil (ABD), Royal Dutch Shell (Hollanda) ve Anglo-Persian/BP (İngiltere) yöneticileri bir "av partisi" bahanesiyle bir araya gelir. Amaçları birbirleriyle yıkıcı bir rekabete girmek yerine, dünya petrol piyasasını paylaşmak ve fiyatları kontrol altında tutmak için bir kartel kurmak. Sonuç olarak "As Is" (Olduğu Gibi) anlaşmasıyla, bu şirketler üretim kotalarını belirler ve dışarıdan yeni bir oyuncunun girmesini engelleyecek bir sistem kurarlar. İşte bu ittifak, ileride "Yedi Kız Kardeş" olarak anılacak dev yapının temelidir.

Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasıyla, bu yedi şirket bölgedeki petrol kaynaklarını paylaşmak için devreye girer. Red Line Agreement (Kırmızı Hat Anlaşması): Bir harita üzerinde kırmızı kalemle çizilen sınırlar içerisinde kalan tüm petrol bölgelerinde, bu yedi şirketin ortak hareket etme kararıdır. Bu, sadece ekonomik bir hamle değil, aynı zamanda Ortadoğu’nun bugünkü siyasi sınırlarının ve istikrarsızlığının temellerinden biri olarak sunulur.

İran Başbakanı Musaddık, ülkesinin petrolünü millileştirmeye çalışır. Yedi Kız Kardeş, buna sert bir ambargo ile yanıt verir. İngiliz ve Amerikan istihbarat servislerinin (CIA ve MI6) devreye girerek 1953'te Musaddık'ı deviren darbeyi (Ajax Operasyonu) organize ederler. Bu, petrolün gerektiğinde devletleri yıkabilecek bir silah olduğunu kanıtlayan ilk büyük örnektir.

Suudi Arabistan ve ABD yakınlaşmaya başlar. ABD Başkanı Roosevelt ile Kral Abdülaziz el-Suud arasındaki tarihi görüşme (Quincy Anlaşması) gerçekleşir. Petrol karşılığı güvenlik formülüyle, Amerikan şirketlerinin bölgedeki hakimiyeti pekişir ve modern enerji jeopolitiğinin en güçlü ittifakı kurulmuş olur.

1950'lerin sonuna gelindiğinde, Yedi Kız Kardeş dünya petrol piyasasında mutlak hakimdi. Bu yedi şirket 1960'lara kadar dünyadaki petrol arzının yüzde 85'inden fazlasını kusursuz bir şekilde kontrol edip yerel halkların bu zenginlikten mahrum bırakmıştır. Ancak bu güç sarhoşluğu, üretici ülkeleri hiçe saymalarına neden oldu. Şirketler, petrol fiyatlarını tek taraflı olarak düşürünce, Orta Doğu ve Güney Amerika'daki üretici ülkelerin gelirleri bir gecede eridi. Bu durum, tarihin en büyük ekonomik ittifaklarından birinin doğumunu tetikledi.

OPEC’in doğuşu (1960) Bağdat’ta gerçekleşen ve dünya tarihini değiştiren o gizli toplantıyla başlar. Suudi Arabistan’dan Abdullah Tariki ve Venezuela’dan Juan Pablo Perez Alfonzo bu iki vizyoner isim, petrol üreticisi ülkeleri bir araya getirerek OPEC'i (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) kurarlar. 1960 yılında Bağdat'ta örgütü kuran 5 asil üye şunlardır: Suudi Arabistan, İran, Irak, Kuveyt ve Venezuela. Daha sonra bu ülkelere Cezayir, Birleşik Arap Emirlikleri, Ekvator Ginesi, Gabon, Libya, Nijerya ve Kongo Cumhuriyeti eklenmiştir. Katar, Ekvator ve Angola yakın zamanda örgütten ayrılmıştır.

İtalyan enerji devi ENI'nin başkanı Enrico Mattei "Yedi Kız Kardeş" terimini literatüre kazandıran kişidir. Bu kartelin (BP, Chevron, Exxon, Mobil, Shell, Texaco ve Gulf Oil) İtalya'yı ve gelişmekte olan ülkeleri sömürmesine karşı çıkar. Sovyetler Birliği ile anlaşmalar yapar ve üretici ülkelere (İran, Tunus gibi) çok daha yüksek kar payları teklif ederek kartelin yüzde 50 - yüzde 50 kuralını bozar. Mattei'nin gizemli bir uçak kazasında ölümü (1962), bu dev şirketlerin çıkarlarına dokunanların başına neler gelebileceğine dair karanlık bir gölge olarak tarihe işlenmiştir.

1973 Arap-İsrail Savaşı (Yom Kippur) sonrası başlayan büyük ambargo ve petrol krizi patlak verir. Arap ülkeleri, İsrail’i destekleyen Batı’ya petrol akışını durdurur.

Petrol fiyatları dört katına çıkar. Batı dünyasında benzin kuyrukları başlar, sanayi durma noktasına gelir. Yedi Kız Kardeş, ilk kez kontrolü tamamen kaybeder. Güç artık şirketlerin elinden çıkıp hükümetlerin (OPEC) eline geçmiştir.

Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel ‘in "Benzin vardı da biz mi içtik?" sözünü, Türkiye'nin ağır bir ekonomik kriz ve akaryakıt kıtlığı yaşadığı bir dönemde, 1978-1979 yıllarında yaşanan döviz darboğazı ve buna bağlı gelişen petrol kuyrukları döneminde kullanmıştır.

Aynı dönemde Libya'da Muammer Kaddafi'nin iktidara gelmiş onunla birlikte İran Şahı’nın bölgedeki artan gücü ile birlikte petrol şirketlerine kafa tutmuşlardır. Şirketler artık "sahibi" oldukları topraklarda "misafir" konumuna düşmeye başlamıştır.

Sosyolojik ve politik bir çıkarımda bulunursak bir ülkenin toprağının altındaki kaynağın sahibi o ülkenin halkı mı, yoksa orayı işleten küresel sermaye midir? Ulus-devletler bu dönemde küresel şirketlere karşı en büyük ekonomik bağımsızlık mücadelesini vermiştir. Petrol sadece bir yakıt değil; sınırları çizen, hükümetleri deviren ve küresel ekonomiyi perde arkasından yöneten "görünmez bir hükümetin" yakıtıdır.

{ "vars": { "account": "G-YL44BW7VWJ" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }