Günümüz insanı teknolojiyle, hızla ve yoğunlukla çevrili bir hayat sürüyor. Sabah uyanır uyanmaz telefonuna bakan, gün boyunca koşturan, akşam olduğunda yorgun düşen modern insan, çoğu zaman etrafındaki nimetlerin farkına varamadan günü tamamlıyor. Oysa Müslüman için hayat, sadece yaşanacak bir süreç değil; ibret alınacak bir yolculuktur. Bu yolculukta her nimet, Allah’ın hikmetine açılan bir kapıdır.
Kur’an-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:
“Yeryüzünde sizin için yarattığı şeylerin hepsi üzerinde düşünmez misiniz?” (Bakara, 2/29 meali)
Bu ayet, insanın sadece tüketen değil, tefekkür eden bir varlık olması gerektiğini hatırlatır. Bugün market raflarında dizili ürünlere bakıyoruz ama çoğu zaman onların arkasındaki ilahi hikmeti düşünmüyoruz. Bir ekmek alıyoruz; fakat o ekmeğin soframıza gelinceye kadar geçtiği aşamaları pek hatırlamıyoruz. Oysa bir buğday tanesinin toprakla buluşması, yağmurun yağması, güneşin doğması, çiftçinin emeği, değirmenin çalışması ve fırının sıcaklığı… Bunların hiçbiri tesadüf değildir. Hepsi Allah’ın nimetlerinin bir zinciridir.
Yüce Rabbimiz bir başka ayette şöyle buyurur:
“Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız, sayamazsınız.” (İbrahim, 14/34 meali)
Gerçekten de günümüzde bu ayetin anlamı daha da açık görülmektedir. Bir düğmeye basıyoruz, evimiz aydınlanıyor. Musluğu açıyoruz, su akıyor. Soğuk havada ısınıyor, sıcak havada serinliyoruz. Birkaç saat içinde dünyanın öbür ucuyla konuşabiliyoruz. Bunların her biri, Allah’ın insana verdiği aklın ve nimetin bir sonucudur. Ancak çoğu zaman bu kolaylıklar, bizi şükürden uzaklaştırmakta, alışkanlık haline gelmektedir.
Son yıllarda yaşadığımız doğal afetler de bize nimetlerin kıymetini hatırlatan önemli uyarılardır. Depremler, sel felaketleri, kuraklık ve iklim değişiklikleri; insanın kontrolünün sınırlı olduğunu göstermektedir. Elektriğin kesildiği birkaç saat bile bize büyük bir zorluk yaşatırken, aslında ne kadar çok nimetin içinde olduğumuzu anlamamıza vesile olmaktadır. Bu durum, insanı hem tevazuya hem de şükre davet eder.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu gerçeği şu sözleriyle ifade etmiştir:
“İnsanların çoğu iki nimetin kıymetini bilmez: Sağlık ve boş vakit.”
Bugün en çok ihmal edilen nimetlerin başında sağlık gelmektedir. Yoğun tempo içinde bedenimizi ihmal ediyor, ruhumuzu yıpratıyor, sonra da huzur arıyoruz. Oysa sağlıklı bir şekilde nefes alabilmek bile büyük bir nimettir. Hastanelerde bekleyen insanlar, bu nimetin değerini bizden daha iyi bilmektedir.
Bir diğer nimet ise huzurdur. Güven içinde yaşamak, sevdiklerimizle aynı sofraya oturabilmek, çocuklarımızın gülen yüzünü görebilmek… Bunlar da çoğu zaman farkına varmadığımız nimetlerdir. Dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan savaşlar, zulümler ve göçler, bu nimetlerin ne kadar kıymetli olduğunu gözler önüne sermektedir.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
“Şükrederseniz, elbette size nimetimi artırırım.” (İbrahim, 14/7 meali)
Şükür sadece dil ile “Elhamdülillah” demek değildir. Nimeti yerinde kullanmak da şükürdür. İsraf etmemek, paylaşmak, yardımlaşmak, nimetleri Allah’ın rızasına uygun değerlendirmek gerçek şükürdür. Soframızdaki ekmeği çöpe atmamak, suyu israf etmemek, imkanlarımızı ihtiyaç sahipleriyle paylaşmak, nimetin hakkını vermektir.
Sonuç olarak; hayatın her alanında karşımıza çıkan nimetler, Allah’ın hikmetinin birer yansımasıdır. Mümin, bu nimetlere sadece bakmaz; onları düşünür, ibret alır ve şükreder. Çünkü tefekkür, kalbi diriltir; şükür ise nimeti bereketlendirir.
Rabbimiz bizleri nimetlerinin farkında olan, şükreden ve bu nimetleri hayra vesile kılan kullarından eylesin. Hayatımıza baktığımızda tesadüf değil, ilahi hikmeti görebilmeyi nasip etsin. Amin.