Bir hamurdan fazlası

Ayşenur Elmacı'nın "Bir hamurdan fazlası" başlıklı köşe yazısı

Sakarya… Bir milyon 100 bini aşan nüfusuyla, bereketli ovasıyla, alın teriyle yoğrulmuş esnaf kültürüyle anılan güzel şehir. Tarihi boyunca üretmiş, paylaşmış, misafirini baş tacı etmiş bir şehir. Ancak ne yazık ki son günlerde adımız, hak etmediğimiz bir görüntüyle ulusal gündeme taşındı.

Akyazı’da görülen o görüntü

Akyazı’da faaliyet gösteren bir tatlı imalathanesinde kaydedildiği öne sürülen ve sosyal medyada yayılan görüntülerde, bir kişinin hamuru ayağıyla çiğnediği iddiası hepimizin vicdanını yaraladı. İhbar üzerine işletme denetlendi. İmalathane ve satış yeri olmak üzere iki ayrı dükkan mühürlendi, işletmeye cezai işlem uygulandı.

Peki ya sonra?

Sonra ne olacak? Para cezası ödenecek, bir süre sonra başka bir yerde yeni bir tabela asılacak ve hayat kaldığı yerden devam mı edecek? Asıl soru bu.

Bu mesele yalnızca bir işletmenin hatası değildir. Bu mesele, denetim mekanizmalarının caydırıcılığı, toplumsal ahlakın aşınması ve “nasıl olsa bir şey olmaz” anlayışının geldiği noktadır. Bu sadece bir hamur meselesi değil. Bir insanın ayağıyla hamur çiğnemesi, yalnızca hijyen kuralının ihlali değildir. Bu, insan sağlığını hiçe saymaktır. Bu, ekmeğe saygısızlıktır. Bu, alın teriyle çalışan yüzlerce dürüst esnafın emeğine gölge düşürmektir.

Sağlık her şeyden önemli diyoruz.
Peki, bunu gerçekten inanarak mı söylüyoruz, yoksa sadece bir slogan olarak mı kullanıyoruz? Dışarıda yemek yemek artık birçok aile için lüks haline gelmişken, insanlar dişinden tırnağından artırıp çocuklarına bir tatlı almak isterken, karşılarına böyle görüntülerin çıkması güven duygusunu yerle bir ediyor.

Başımızı sağa sola çevirelim. Sakarya hangi haberlerle gündeme geliyor? Bereketli topraklarıyla mı?
Çalışkan esnafıyla mı? Sanayisiyle, üretimiyle, kültürüyle mi? Yoksa sosyal medyada dolaşan utanç verici görüntülerle mi?

Bu disiplin nerede başlar?
Evde başlar. Anne babanın sofrasında başlar. Çocuğa “helal lokma” kavramının anlatıldığı yerde başlar. Sonra okulda pekişir. Sonra iş yerinde denetlenir. Sonra devletin kurumları tarafından caydırıcı yaptırımlarla korunur. Eğer ceza, hatayı tekrar etmeye engel olmuyorsa, o ceza sadece bir prosedürdür. Eğer denetim, yalnızca şikâyet sonrası yapılıyorsa, o sistem eksiktir. Eğer toplum, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyorsa, o toplum yara almıştır.

Bu mesele yalnızca bir işletmenin değil; yöneticilerin, belediyelerin, denetim birimlerinin, STK’ların,
ve en önemlisi evlat yetiştiren anne babaların meselesidir. Disiplin, korkuyla değil; bilinçle sağlanır. Ama bilinç oluşana kadar caydırıcılık şarttır. Sakarya’nın adı “ayakla hamur yoğurma” gibi utanç verici sahnelerle değil; temizliğiyle, dürüstlüğüyle, kalitesiyle anılmalı.

Toplumun en kıymetli sermayesi paradır sanıyoruz. Hayır. En kıymetli sermaye güvendir. Bir şehirde güven zedelenirse, en büyük zararı dürüst insanlar görür. Çünkü bir kişinin hatası, yüz kişinin emeğini gölgede bırakır. Bu yüzden artık “olmuş bir kere” diyerek geçiştirme lüksümüz yok.
Çeki düzen vermek zorundayız. Daha sıkı denetim, daha güçlü yaptırım, daha bilinçli tüketici, daha sorumlu esnaf… Ancak o zaman Sakarya, hak ettiği şekilde anılır.

Sakarya’nın adını utançla değil, gururla anmak istiyorsak; eleştirmekten kaçmayacağız, ama kırmadan, dökmeden, yanlışa yanlış demekten de geri durmayacağız. Çünkü gerçek sevgi, görmezden gelmek değil; düzeltmeye çalışmaktır.

{ "vars": { "account": "G-YL44BW7VWJ" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }