Bazen anlamlandırmadığım hislerim var ve bunu nasıl çözeceğim konusu belirsiz.
Kaybedilen neşeyi ilaçlarla tedavi etmek kolay mı?
Hala aşka inanmıyorum ve bu hayatta hiçbir zaman aşk yüzünden acı çekmedim hep kıskanç insanlarla savaştım. Güçlü olmak zorundaydım; sevgi ya da aşka inanmak için ne zamanım ne de hevesim oldu. Kitaplarda okuyup saygı duydum ama inanmadım. O kitap karakterleri hep sadık dostlarım oldu. Kitabı okurken kahramanlarla, hatta yazar ile sohbet ediyor olmam her zaman daha zevkliydi.
Okuduğum her kurgu aslında kaç kalbe dokunmuştu bilemiyordum ve hep şey diye düşünürdüm: Acaba diğer okuyan insanlar nasıl hissetmişti, hangi karakteri daha çok sevmişti. Hele masallar… Tamamen çocukluk kahramanları ve ne güzellerdi.
Ben galiba yeni fark etsem de “Alice harikalar diyarındaki” şapkacıya aşıktım. Büyüdükçe bunları fark etmem ayrı bir konu ama bir ara kopmuştum kitaplardan. Sonra yirmili yaşlarım da tekrar döndüm o dünyama ve evet oradaydı dostlarım her zaman ki gibi.
Birlikte sahaf gezecek, aşkı bulmak gerekir; yazar bunu sende biliyorsun. Düşünsenize, bu cahil devrinde kitaplar üzerinden sohbet edecek birine aşık olmak ya da bir arkadaş bulmak ne güzel bir şey.
Şu an sıfırdan başladığım hayatımda, birçok biriktirdiğim kitaplardan vazgeçmek zorunda kaldım. Kendime yine büyük bir söz verdim: Yeniden bir kitaplık evreni kuracağım.
Tekrar ve her zaman söylediğim gibi, “Çoluk çocuktan bölge yöneticisi yapmayın.”