Dayanışmanın ve merhametin bayramı

Ayşenur Elmacı'nın "Dayanışmanın ve merhametin bayramı" başlıklı köşe yazısı

Bugün dünyanın neresine gidersek gidelim, hangi modern hayatın içine karışırsak karışalım, bayram sabahlarının verdiği o tarifsiz hissi başka hiçbir yerde bulamayız. Çünkü bayram; sadece yeni kıyafetler giymek, kalabalık sofralar kurmak ya da tatil yapmak değildir. Bayram; insan olmayı yeniden hatırlamaktır.

Kurban Bayramı yaklaşırken hepimizin yeniden düşünmesi gereken önemli bir gerçek var: Paylaşmak güzeldir. Ancak asıl mesele, paylaşımın gerçekten ihtiyaç sahibine ulaşabilmesidir.

Günümüzde yardımlaşma duygusu hala toplumumuzun en güçlü yanlarından biri. İnsanlarımız elinden geldiğince yardım ediyor, destek olmaya çalışıyor. Fakat bazen gösterişin, bazen alışkanlığın, bazen de kolaycılığın gölgesinde gerçek ihtiyaç sahipleri gözden kaçabiliyor. Oysa bir yardımın değeri, miktarından çok yerine ulaşmasıyla ölçülür.

Bir ev düşünün… Belki aylarca et girmemiş bir mutfak. Belki çocuğuna bayramlık alamadığı için mahcup olan bir anne. Belki emekli maaşıyla geçinmeye çalışan yaşlı bir çift. İşte Kurban Bayramı’nın ruhu tam da burada anlam kazanır. Çünkü kurban sadece kesmek değildir; görmektir, hissetmektir, paylaşmaktır.

Toplum olarak son yıllarda ekonomik zorlukların arttığı bir dönemden geçiyoruz. Hayat pahalılaştı, geçim zorlaştı. İnsanlar artık temel ihtiyaçlarını karşılamakta bile güçlük çekiyor. Böyle zamanlarda bayramların manevi yönü daha da önem kazanıyor. Çünkü insanlar bazen maddi yardımdan önce hatırlanmak ister. Kapısının çalınmasını, halinin sorulmasını, yalnız olmadığını hissetmeyi ister.

Ne yazık ki modern hayat bizi biraz birbirimizden uzaklaştırdı. Aynı apartmanda yaşayıp birbirini tanımayan insanlar olduk. Komşusunun durumundan habersiz yaşayan bir toplum haline geldik. Oysa eski bayramlarda herkes birbirini bilir, kimin ihtiyacı varsa sessizce destek olunurdu. Kimse rencide edilmez, yardım gösterişe dönüştürülmezdi.

Bugün yeniden o anlayışa dönmeye ihtiyacımız var.

Kurban Bayramı; sosyal medya fotoğraflarıyla, gösterişli sofralarla ya da sadece formalite ziyaretlerle anlam kazanmaz. Bayram; yetimin başını okşayabiliyorsak güzeldir. Yaşlı bir insanın gönlünü alabiliyorsak güzeldir. Bir çocuğun yüzünü güldürebiliyorsak güzeldir. Paylaşmanın bereketi de tam burada ortaya çıkar. Çünkü iyilik gerçekten paylaşıldığında çoğalır. Bir kapıya bırakılan küçük bir yardım, bazen büyük bir umuda dönüşür. Bir sofraya bırakılan bir tabak yemek, sadece karın doyurmaz; insanın içini de ısıtır.

Ancak burada önemli olan bir başka konu daha var: Yardımı doğru yapmak. Yakınımızdaki yaşlıyı görmek, komşumuzu fark etmek, çevremizde sessizce mücadele eden insanlara kulak vermek gerekir. Çünkü bazı insanlar ihtiyaçlarını yüksek sesle söyleyemez. Onların yükünü anlamak için biraz vicdan, biraz dikkat, biraz da samimiyet gerekir.

Bayramların en güzel tarafı da budur aslında. İnsanı yeniden insana yaklaştırması…

Bugün çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras da budur: paylaşmayı bilen bir toplum olmak. Çünkü paylaşmayı bilen toplumlar güçlü olur. Dayanışmayı kaybetmeyen toplumlar ayakta kalır.

Bu bayram belki herkesin yapabileceği büyük yardımlar olmayabilir. Ama küçük bir destek, samimi bir ziyaret, içten bir selam bile çok şeyi değiştirebilir. Bazen bir insanın yalnız olmadığını hissettirmek, en büyük bayram hediyesidir.

Kurban Bayramı yaklaşırken hepimizin kendine şu soruyu sorması gerekiyor:
“Ben gerçekten bir insanın hayatına dokunabiliyor muyum?”

Eğer cevabımız evetse, işte o zaman bayram gerçek anlamına ulaşmış demektir.

Çünkü bayram; paylaşınca güzeldir. Ama en çok da doğru yere ulaştığında anlamlıdır. Hayırlı bayramlar…

{ "vars": { "account": "G-YL44BW7VWJ" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }