Yaz tatili ile birlikte çocuklarımızın büyük çoğunluğunu ev hapsine mahkum etmiş durumdayız.
Okulların kapanmasıyla birlikte milyonlarca çocuk ve genç için aylardır sabırsızlıkla beklenen yaz tatilinde sokakların cıvıl cıvıl çocuk sesleriyle dolması gerekirdi değil mi? Bu dijital çağ döneminde, ne yazık ki mahalle aralarında, parklarda bir sessizlik hakim. Çünkü modern çağın çocukları, bambaşka bir esaretin pençesinde... Kendi evlerinde, kendi odalarında birer "gönüllü" mahkumlar.
Bugün anne babalar olarak en büyük paradokslarımızdan birini yaşıyoruz. "Yeter ki yanlış yollara sapmasın, dışarıdaki tehlikelerden uzak dursun" diyerek çocuklarımızı kendi ellerimizle bilgisayar odalarına kapatıyoruz.
Sokaklar artık güvenli gelmiyor; uyuşturucu, kötü alışkanlıklar, şiddet veya yanlış arkadaşlıklar korkusuyla evimizin dört duvarını en güvenli sığınak olarak görüyoruz.
"Gözümün önünde olsun da ne yaparsa yapsın" mantığıyla, evlatlarımızı o meşhur mavi ışık saçan ekranların karşısına adeta kendimiz mahkum ediyoruz.
Onlar bilgisayar oyunlarında sahte zaferler kazanırken, sosyal medyada yapay beğenilerin peşinden koşarken, bizler de "en azından güvendeler" diye sahte bir huzur yaşıyoruz.
Peki, gerçekten güvendeler mi?
Fiziksel olarak dışarıdaki tehlikelerden koruduğumuzu sandığımız o bilgisayar odaları, aslında kapıları ardına kadar açık dipsiz birer kuyu.
İnternet dünyasının labirentlerinde çocukların karşısına nelerin çıkacağını kontrol etmek, sokaktaki tehlikeleri engellemekten çok daha zor.
Siber zorbalıklar, bağımlılık yapıcı oyun mekanizmaları ve kontrolsüz içerikler, çocukların ruh dünyasında kalıcı hasarlar bırakıyor.
Daha da önemlisi, onları ev hapsine mahkum ederek hayatın ta kendisinden mahrum bırakıyoruz. Bir çocuğun düşe kalka büyüyeceği, akranlarıyla kavga edip barışarak sosyalleşeceği, paylaşmayı ve hayata karşı direnmeyi öğreneceği yer sokaktır, doğadır, sosyal alanlardır!
Dört duvar arasında, sadece parmaklarını oynatarak büyüyen bir nesil; obeziteyle, asosyallikle, empati yoksunluğuyla ve en küçük bir kriz anında ne yapacağını bilemeyen bir kırılganlıkla karşı karşıya kalıyor çocuklarımız.
Onları koruma içgüdümüz son derece insani ve haklı. Ancak korumak, hapsetmek demek değildir. Onları yanlış yollardan uzak tutmanın yolu, odalara kilitleyip ekranlara mahkum etmek değil; onlara güvenli alternatifler sunabilmektir. Spor kursları, mahalle kültürünün yaşatılabildiği güvenli sosyal alanlar, kitap okuma alışkanlıkları ve en önemlisi (elbette mali duruma bağlı olarak) ailece geçirilecek kaliteli zamanlar bu esaretin en büyük panzehridir.
Aslolan dindar nesil yetiştirmek değil, ahlakı ve bilimselliği ile paylaşmayı öğrenen iyi insan yetiştirmektir.