Ebeveynlik nerede bozuldu?

Hasret Aksoy'un "Ebeveynlik nerede bozuldu?" başlıklı köşe yazısı

​Bizim çocukluğumuz, bir dilim pekmezli ekmeğin üzerine sürülen büyük mutluluklarla geçti. Sokak kapısının önünde yapılan "uyduruk" piknikler, akşam ezanına kadar süren bitmek bilmeyen oyunlar... Şartlarımız bugüne göre çok daha kısıtlıydı ama içimizdeki tatmin duygusu çok daha genişti. Şimdilerde ise üç çocuk annesi olarak kendimi sık sık şu soruyu sorarken buluyorum: Biz ne ara bu kadar "yetersiz", çocuklarımız ne ara bu kadar "memnuniyetsiz" oldu?

​Bugün, modern ebeveynliğin o pırıltılı ama yorucu sahnesinde bir performans sergiliyoruz. Çocuklarımızın önüne dünyaları seriyoruz ama aldığımız karşılık; "Sıkıldım", "Bugün hayatımın en kötü günü", "Ee, şimdi ne yapacağız?" gibi ağır cümleler oluyor. Kendi kendine yetemeyen, can sıkıntısıyla baş edemeyen, her an dışarıdan bir eğlence pompalanmasını bekleyen küçük, asalak ruhlar mı yetiştiriyoruz? Bizim için muazzam bir macera olan çocukluk, onlar için neden bu kadar sıkıcı ve tahammül edilemez bir hal aldı?

​En can yakıcı olanı ise o bitmek bilmeyen arada kalmışlık hissi... Çocukların her istediğini yapmasak, akranları arasında dışlanmalarından korkuyoruz; her şeyi tam yapsak, bu sefer kendi hayatımızdan, ruh sağlığımızdan ve sabrımızdan dışlanıyoruz. Evin içindeki bitmek bilmeyen o savaş hali, çocukların birbiriyle olan dinmek bilmez kaosu, aslında bizim "mükemmel olma" çabamızın bir yan etkisi mi? Belki de duygularını anlayalım derken, onların her olumsuz duygusunu yok etmeyi görev edindik ve onlara "hayatın zorluğuyla baş etme" kasını hiç geliştirtmedik.

​Peki, bu sarmaldan nasıl çıkacağız?

​Çözüm, muhtemelen o eski usulün sadeliği ile yeni usulün farkındalığını harmanlamakta yatıyor. İlk adım olarak; onların can sıkıntısının sorumluluğunu üzerimizden atmalıyız. Canı sıkılan çocuk, yaratıcılığa en yakın çocuktur; o boşluğu biz doldurmak zorunda değiliz. İkinci olarak, her kavgada hakimlik yapmayı bırakıp, onlara kendi kaoslarını yönetme alanı tanımalıyız. Bizim görevimiz onların her anını mutlu etmek değil, onları hayata hazırlamaktır. Ve en önemlisi; pekmezli ekmek günlerini hatırlayıp, "yetersizlik" hissinin aslında bize dışarıdan dayatılan bir illüzyon olduğunu kabul etmeliyiz. Biz ne zaman "tam" olmaya çalışmayı bırakıp "olduğumuz kadar" anne olmaya cesaret edersek, çocuklarımız da ellerindekinin kıymetini o zaman anlamaya başlayacaklar.

{ "vars": { "account": "G-YL44BW7VWJ" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }