Gönül dünyamızın imarı ve Ramazan bilinci: Ruhumuza format atmak

Ali Kesinsoy'un "Gönül dünyamızın imarı ve Ramazan bilinci: Ruhumuza format atmak" başlıklı köşe yazısı

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.” (Bakara Suresi, 183.ayet)

Zamanın hızla aktığı, dünya telaşının ruhumuzu yorduğu bir dönemde, manevi bir sığınak, ilahi bir ikram olan Ramazan-ı Şerif’in gölgesi üzerimize düştü. Önümüzdeki Çarşamba gecesi, camilerimizi şenlendiren, birlik ve beraberliğimizin nişanesi olan ilk teravih namazı için safları sıklaştıracağız. Hemen ardından, Perşembe gecesinin seher vaktinde, bereketiyle müjdelenen ilk sahur soframıza oturacak ve "Niyet ettim Allah rızası için oruç tutmaya" diyerek manevi yolculuğumuza başlayacağız.

Ramazan, sadece aç ve susuz kalmak değildir. Ramazan, takvimin yaprağında bir değişiklik değil, gönül dünyamızda bir devrimdir. Peki, bu mübarek ayı nasıl karşılamalı, nasıl idrak etmeli ve bu iklimden heybemize neler doldurarak çıkmalıyız?

1.Kendimizi yenilemek: Ruhsal muhasebe

Ramazan ayı, modern insanın kaybettiği en büyük hazine olan "kendini dinleme" fırsatıdır. Yıl boyunca kirlenen zihinlerimizi, katılaşan kalplerimizi Kur’an ve oruç suyuyla yıkama vaktidir. Bu aya girerken kendimize sormalıyız: "Neredeyim, nereye gidiyorum?"

Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.”

Bu müjde, bize bembeyaz bir sayfa açma imkanı sunar. Kendimizi yenilemek; küs olduğumuzla barışmak, kırdığımız kalbi onarmak, unuttuğumuz akrabayı hatırlamakla başlar. Ramazan, "ben" değil, "biz" olma ayıdır. Bu sebeple Ramazan’a girerken üzerimizdeki manevi ağırlıkları, kin, nefret ve haset yüklerini kapının dışında bırakmalıyız.

2. Oruçlu Müslümanın ahlakı: Sadece mideyle oruç tutmamak

Oruç, irade eğitimidir. İmsak vaktinden iftar vaktine kadar yeme-içmeden kesilmek orucun sadece bedeni boyutudur. Asıl oruç; göze harama bakmamayı, dile yalan söylememeyi, kulağa gıybeti duymamayı, ele harama uzanmamayı öğretmektir.

Oruçlu iken nasıl davranmalıyız sorusunun cevabını Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) bize şöyle vermektedir: “Oruç bir kalkandır. Biriniz oruçlu olduğu günde kötü söz söylemesin, cahillik edip kavga etmesin. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa: ‘Ben oruçluyum’ desin.”

Demek ki oruçlu insan; sinirlerine hakim olan, nezaketini koruyan, trafikte, çarşıda, pazarda ve evde sükûneti temsil eden insandır. Eğer açlık bizi daha sinirli, daha kırıcı yapıyorsa, orucun ruhunu tam kavrayamamışız demektir. Oruç bizi inceltmeli, hassaslaştırmalı ve merhametli kılmalıdır. Yalan söyleyerek, insanları aldatarak veya gıybet ederek tutulan orucun manevi değerini Peygamberimiz şöyle ikaz eder: “Kim yalan konuşmayı ve yalanla iş yapmayı terk etmezse, Allah’ın onun yemesini, içmesini terk etmesine (aç kalmasına) ihtiyacı yoktur.”

3.Kur'an ayı ve camilerin süsü

Ramazan, Kur'an ayıdır. Çünkü insanlığa hidayet rehberi olan Kur'an-ı Kerim bu ayda inmeye başlamıştır. Bu ayda evlerimizde ve camilerimizde "Mukabele" geleneğini sürdürmek, sadece Kur'an'ı yüzünden okumak değil, onun manasıyla da buluşmak demektir. Okuduğumuz her ayet, hayatımıza bir ışık olmalıdır.

Ve Teravihler... Günün yorgunluğunu attığımız, omuz omuza vererek Rabbimizin huzurunda durduğumuz o muazzam atmosfer. Teravih namazları, sadece bir ibadet değil, aynı zamanda mahallemizin, şehrimizin manevi kongresidir. Zenginle fakirin, amirle memurun aynı safta, aynı Rabbe yöneldiği o an, toplumsal barışın en güzel fotoğrafıdır.

4.Geleceğimiz ve camilerimiz: Çocuklar

Ramazan’ın en neşeli, en masum yüzü şüphesiz çocuklardır. Bu Ramazan’da üzerinde en çok durmamız gereken konulardan biri, çocuklarımıza camiyi ve ibadeti sevdirmektir.

Teravihlerde arka saflardan gelen çocuk sesleri, caminin gürültüsü değil, İslam’ın geleceğinin ayak sesleridir. O sesler kesilirse, geleceğimizden endişe etmeliyiz. Peygamber Efendimiz (s.a.s), torunları sırtına bindiği için secdesini uzatan, çocuk ağlaması duyduğunda namazı kısa tutan bir rahmet peygamberidir.

Bizler de camiye gelen çocuğa kaş çatmak yerine, ona tebessüm etmeliyiz. Koşturmalarına, gülüşmelerine sabır göstermeliyiz. Unutmayalım ki, camide azarlanan bir çocuk, sadece o camiden değil, belki de ömür boyu dinden soğuyabilir. Çocuğun hafızasında Ramazan; teravih sonrası verilen bir şeker, başının okşanması, büyüklerin gülen yüzü ve iftar sofrasının neşesi olarak kalmalıdır. Onları elimizden tutup camiye götürmek, onlara en güzel mirası bırakmaktır.

Ramazan bize ne kazandırmalı?

Kıymetli okurlar, Ramazan, sayılı günlerdir ve çabuk geçer. Önemli olan bu günleri bir fırsat bilip, bayrama "bağışlanmış" bir kul olarak erişebilmektir. Bu Ramazan bize; sabretmeyi, nimetin kıymetini bilmeyi (şükrü), açın halinden anlamayı (empatiyi), öfkemizi yutmayı ve en önemlisi Allah’a layık bir kul olma bilincini kazandırmalıdır.

Çarşamba gecesi kılacağımız ilk teravih ve Perşembe günü tutacağımız ilk oruç ile başlayacak olan bu rahmet mevsiminin, kalplerimize şifa, hanelerimize huzur, ülkemize ve tüm İslam alemine barış getirmesini Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.

Ramazan-ı Şerifimiz mübarek olsun.

{ "vars": { "account": "G-YL44BW7VWJ" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }