Toplumun kutsal kabul ettiği aile bağları ile bireyin özgürleşme çabası arasındaki o ince çizgi, çoğu zaman "bağlılık" maskesi takmış bir "bağımlılık" ile bulanıklaşır. Sosyal psikolojik bir perspektifle bakıldığında, kök aile bağımlılığı sadece bir sevgi göstergesi değil, bireyin kendi psikolojik sınırlarını inşa edemediği bir iç içe geçmişlik durumudur. Bu görünmez kordon bağı, çocuklukta hayatta kalmamızı sağlayan bir besin kaynağıyken, yetişkinlikte kendi rotamızı çizmemizi engelleyen bir prangaya dönüşebilir. Gerçek bir yetişkin olma süreci, Murray Bowen’ın ifadesiyle "benliğin farklılaşması" kapasitesine bağlıdır; yani bireyin, ailesinin duygusal yoğunluğu içinde savrulmadan kendi değerlerine sahip çıkabilmesidir. Ancak kolektivist kültürlerde bu ayrışma çabası çoğu zaman "hayırsızlık" veya "vefasızlık" olarak yaftalanır. Oysa bağlılık, iki özgür yetişkinin birbirini seçmesidir; bağımlılık ise onaylanmama korkusu ve kronik suçluluk duygusuyla hareket etmektir. Aile üyeleri arasındaki bu sınır belirsizliği, zamanla "üçgenleşme" dediğimiz zehirli bir dinamiği tetikler; eşler arasındaki mahrem alanlara kök ailenin sızmasıyla birlikte, bireyin kurduğu yeni çekirdek aile de içten içe yıpranmaya başlar. Onların bağlılık dediği şey, aslında bireyin kendi kararlarını alma yetisini felç eden, sorumluluklarını devretmesine neden olan ve nihayetinde hem kök aileye hem de hayata karşı gizli bir öfke biriktiren aşındırıcı bir süreçtir. Gerçek sevgi, bir başkasını kendimize mecbur bırakmak değil, onun bizden bağımsız bir birey olarak var olmasından gurur duyabilmektir. Kendi sesini ailesinin sesinden ayırt edemeyen bir birey, hayatı boyunca başkasının yazdığı bir senaryoda figüran kalmaya mahkumdur. Bu kordon bağını sevgiyle gevşetip bir yetişkin olarak yeniden bağlanmak, sadece bireyi özgürleştirmekle kalmaz, aynı zamanda aileyi de gerçek, samimi ve dürüst bir ilişki zeminine taşır. Bir psikiyatristin de vurguladığı gibi, dünyayı kurtarmak için önce kendi sınırlarını kurtarmak ve "iyi evlat" olma yükü altında ezilmek yerine "özgür birey" olmayı seçmek gerekir; çünkü gerçek iyilik, bağımlı bir boyun eğme değil, farkındalıkla örülmüş sağlıklı bir duruştur.