İnsan yorulur…

Ayşenur Elmacı'nın "İnsan yorulur…" başlıklı köşe yazısı

Bazen beden değil, ruh yorulur. Bazen omuzlara yüklenen sorumluluklar değil, zihinde taşınan düşünceler ağır gelir. Özellikle de hayatın yükünü küçük yaşlarda omuzlamak zorunda kalan insanlar için bu yorgunluk çok daha farklıdır.

Çocuk yaşlarda sorumluluk almak ilk başta güçlü görünmenin bir göstergesi gibi algılanır. İnsan çevresine karşı olgun görünür, işlerini zamanında yapar, herkesin yükünü paylaşır, gerektiğinde kendi isteklerinden vazgeçer. Dışarıdan bakıldığında takdir edilen, örnek gösterilen bir tablo oluşur. Ancak çoğu kişinin göremediği bir gerçek vardır; erken yaşta büyümek zorunda kalan insanlar, yıllar boyunca sadece işlerini değil, duygularını da sırtlarında taşırlar.

Sorumluluk denildiğinde çoğu insanın aklına iş gelir. Yapılması gereken görevler, yetiştirilecek işler, ödenecek faturalar ya da günlük hayatın rutinleri... Oysa gerçek sorumluluk bunlardan çok daha fazlasıdır. Çünkü bir işi yapıp bitirdiğinizde görev sona erer. Dosya kapanır, gün biter ve hayat devam eder. Fakat zihnin taşıdığı yükler öyle değildir. Onlar mesai saatine bağlı çalışmaz. Gece uyurken de sizinle birliktedir, sabah gözünüzü açtığınızda da.

İnsan bazen fiziksel olarak değil, düşünmekten yorulur.

Sürekli çözüm üretmeye çalışmaktan, herkesi düşünmekten, geleceği planlamaktan, kırılmamak için susmaktan, kimse üzülmesin diye kendini geri çekmekten yorulur. İşte bu yorgunluk, birkaç saat uyuyarak geçmez. Bir hafta tatil yapmakla da bitmez. Çünkü sorun bedende değil, zihnin en derin köşelerinde biriken ağırlıktadır.

Belki de bu yüzden günümüz insanının en büyük ihtiyacı anlaşılmaktır.

Ne yazık ki yaşadığımız çağda insanların birbirini anlaması her geçen gün daha da zorlaşıyor. Herkes konuşuyor ama kimse dinlemiyor. Herkes kendi derdini anlatmaya çalışıyor ama karşısındakinin yükünü görmeye vakit ayırmıyor. İnsanlar artık cümleleri duymuyor, sadece cevap vermek için bekliyor. Böyle olunca da anlaşılmak bir ihtiyaç olmaktan çıkıp bir lüks haline geliyor.

Bazen birinin dönüp "Seni anlıyorum" demesini ister.

Ama çoğu zaman bunu bulamaz.

Sonra bir noktadan sonra anlatmaktan vazgeçer.

Çünkü insan sürekli kendini açıklamak zorunda kaldığında yorulur. Duygularını anlatır, düşüncelerini paylaşır, yaşadıklarını ifade etmeye çalışır ama karşılığında beklediği anlayışı göremez. İşte o zaman içinde bir cümle belirir:

"Anlatsam ne olacak?"

Bu cümle aslında umutsuzluğun değil, tükenmişliğin sesidir. İnsan konuşmamaya başlar. Kendini geri çeker. Kalabalıkların içinde bulunur ama yalnız kalmayı tercih eder. Çünkü yalnızlık bazen insanın kaçtığı değil, sığındığı bir liman haline gelir.

Özellikle zihinsel olarak yorulan insanlar, sessizliği kalabalıklara tercih eder. Çünkü sessizlik yargılamaz. Sessizlik beklenti oluşturmaz. Sessizlik hesap sormaz. İnsan yalnız kaldığında bir süreliğine de olsa omuzlarındaki görünmez yüklerden uzaklaştığını hisseder.

Çevrenize baktığınızda yüzlerce, hatta binlerce insan tanıyor olabilirsiniz. Telefon rehberiniz dolu olabilir, sosyal çevreniz geniş olabilir. Fakat insan bazen kalabalıkların ortasında bile kendini yapayalnız hisseder. Çünkü sayıların çok olması, gerçek anlamda yanında insanların olduğu anlamına gelmez.

Bir süre sonra insanların çoğunun sadece ihtiyaç duyduklarında ortaya çıktığını fark edersiniz. Sürekli beklentileri olan, sürekli isteyen ama anlamaya çalışmayan insanları görmeye başlarsınız. İşte o zaman uzaklaşmak, biraz kenara çekilmek ve sadece izlemek daha doğru gelmeye başlar.

Fakat bu durum çoğu zaman yanlış anlaşılır. İnsanlar bunu kibir sanır. Kırgınlık sanır. İlgisizlik sanır. Oysa çoğu zaman bunların hiçbiri değildir.

Bu, zihnin verdiği doğal bir savunma mekanizmasıdır.

Beyin yorulduğunda insan kendini korumaya çalışır. Gereksiz tartışmalardan uzak durur, kalabalıklardan kaçınır, konuşmak istemez, hatta bazen en sevdiği insanlarla bile iletişim kurmakta zorlanır. Çünkü artık enerjisi tükenmiştir.

Bu bir karakter meselesi değildir. Bu bir iletişim problemi de değildir. Bu, doğrudan doğruya zihinsel yorgunluğun işaretidir.

Belki de günümüzde en çok ihtiyaç duyduğumuz şey biraz daha anlayışlı olmak. İnsanların sadece söylediklerini değil, sustuklarını da duyabilmek. Güçlü görünen insanların da yorulabileceğini kabul etmek, her gülümsemenin mutlu bir insanı temsil etmediğini bilmek

Çünkü bazı insanlar sessizce mücadele eder.

Kimseye yük olmadan yaşamak ister.

Kimseyi rahatsız etmeden kendi savaşını verir.

Ve çoğu zaman en çok yorulanlar da işte onlardır.

Unutmamak gerekir ki insan her şeye dayanabilir; çalışmaya, mücadele etmeye, sorumluluk almaya, hayatın zorluklarına karşı direnmeye...

Ama anlaşılmadığını hissetmeye uzun süre dayanamaz.

Çünkü insanı ayakta tutan yalnızca gücü değil, bazen bir kişinin onu gerçekten anladığını bilmesidir. Ve insan, gerçekten yorulduğunda dinlenmek için bir yatağa değil, anlaşılacağı bir gönle ihtiyaç duyar.

{ "vars": { "account": "G-YL44BW7VWJ" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }