Modern çağın hızına yetişmeye çalışırken, ruhumuzu çoğu zaman bir yerlerde unutuyoruz. Şehrin metalik gürültüsü, dijital dünyanın bitmek bilmeyen bildirimleri ve günlük sorumlulukların ağırlığı altında nefes almayı bile unuttuğumuz anlar oluyor. Oysa insanın, tüm bu karmaşadan uzaklaşıp kendi özüne sığınacağı, tefekkürün kapılarını aralayacağı bir yere ihtiyacı var. Herkesin bir "Hira"sı vardır diyorum; ruhun sessizliğe çekildiği, dünyanın gürültüsünün dışarıda kaldığı o kutlu sığınak.
Kimisi için bu bir kitap sayfası, kimisi için bir seccade, benim içinse bu sığınak dağlar ve ormanlardır.
Doğa, insan için sadece bir manzara değil, aynı zamanda en büyük terbiyecidir. Ormana girdiğimde, ağaçların o kadim sessizliğinde kendi içsel gürültümün dindiğini hissederim. Doğada aldığınız her nefes, sadece ciğerlerinize dolan oksijen değildir; aynı zamanda ruhunuzu arındıran, zihninizi berraklaştıran bir "an"dır. Toprağa basmak, bir ağacın gölgesinde durup sadece rüzgarın sesini dinlemek, aslında insanın kendi içine yaptığı bir yolculuktur.
Dağlar, yeryüzünün gökyüzüne en yakın noktaları olarak, insanı "küçüklüğüyle" yüzleştirirken aynı zamanda ona sonsuzluğu fısıldar. Zirveye tırmanırken atılan her adım, hayattaki zorluklarla mücadele etmenin bir provası gibidir; yorulursunuz, nefesiniz kesilir ama zirveye ulaştığınızda o geniş ufka bakınca anlarsınız ki; hayat, o karmaşadan ibaret değildir.
İnsan, Hira’sına çekilmeden yani "içine dönmeden" dış dünyada sağlıklı bir duruş sergileyemez. Tefekkür, zihnin dağınıklığını toplayıp tek bir noktaya odaklanmasıdır. Ormanın derinliğinde, dağın zirvesinde ya da sabahın o ilk ışıklarında yaptığım nefes egzersizlerinde şunu fark ediyorum: İnsan, ancak kendi içindeki o sessizliği keşfettiğinde gerçekten nefes almaya başlıyor.
Hepimizin bir Hira’sı olmalı. Kendi iç dünyamıza çekilip, hayatın karmaşasında kaybettiğimiz o berrak "ben"i yeniden bulabileceğimiz bir sığınak. Belki bir dağ yamacı, belki bir ağaç altı... Neresi olursa olsun; o sessizlik, sizi siz yapan en derin hakikatin yankısıdır.
Bugün durun ve sorun kendinize: Benim Hira’m neresi? Oraya en son ne zaman gittim? Çünkü dönüş, önce kendi içimize, sonra da o sessizliğin huzuruna yapılan yolculukla başlar.