Kalbimdeki yarama ve ruhumun yalnızlığına (2)

Nuray Ertaş Balcı'nın "Kalbimdeki yarama ve ruhumun yalnızlığına (2)" başlıklı köşe yazısı

Sana dair en güzel anım ilkokula başladığım ilk gündü babam. Ve sen bunu da bilmiyorsun. Hiç anlatmadım ki! Sen de sormadın ki! Beni elimden tutarak okula yürüyerek sen getirdin. O okul yolunu, seni, elinin sıcaklığını asla unutamıyorum. En mutlu olduğum gündü. Kısacıktı ama baş başaydık. Sanki o tüm karanlık yanın gitmişti. Ben bulutların üstünde gibiydim. Belki de okulu bu yüzden çok sevdim babam. O gün elinden tutup okula getirdiğin kızın bugün artık bir yazar babam.

Eminim yaşasaydın kızınla gurur duyardın babam. Benimle gurur duyman beni çok mutlu ederdi. Ama ben yine keşkelerle doluyum babam. Seninle, seni yani çocukluğunu ve gençliğini konuşmadık hiç diye. Seninle atalarımı konuşamadık diye. Nasıl bir aile de doğdun? Ben babaannemi anımsıyorum; onu çok da seviyorum ama ya dedem? Ben bir amcamı biliyorum ya diğer kardeşlerin? Hep başkalarının ağzından seni duymak bende derin bir üzüntü. Keşke seni ve yaşamını senden dinleseydim, babam! Şimdi hala babası hayatta olan okuyucu aranız nasıl olursa olsun babanız hayatta ise yakınınızda ise mutlaka ona sarılın, onunla konuşun, doya doya vakitler geçirin. Uzakta iseniz bir telefon edin, ara sıra sesinizi duyurun, halini hatırını sorun sonradan pişman olacaksınız! Geç kalacaksınız bilin.

Senden yana eksik kaldığım ne varsa şimdi eşimden çocuklarım için yapmasını istiyorum babam. Çoğu zaman yapıyor da eksikleri olsa da sağ olsun. Biliyor musun baba, çok benziyorsunuz birbirinize. Fiziksel olarak ayrı, huy olarak ayrı ayrı. Eğer yaşıyor olsaydın, onunla baba-oğul ilişkiniz olsun isterdim. Birlikte bolca güzel anılarımız olsun isterdim. Gezmelere gitmeyi isterdim. Çocuklarım seni tanısın, bilsin isterdim. Onlarla bağın, bizimkinden çok daha kuvvetli olsun isterdim. Şimdi senin yerin apayrı ama abim ilgileniyor bizimle.

Bekarken küçük abimi baba bildim; evliyken büyük abimi. Yokluğun büyük eksiklik olsa da evlatların öyle güzel ki onlarla tamamlanmaya çalışıyoruz. Evlatların da sen gibi, babam; cömert ve misafirperver, sen gibi sinirli, sen gibi geceleri uyumayı sevmeyen. Senden geriye kalan miras bunlar bize babam.

Ne çok yarım kalmışlığımız var. Hayallerini, hedeflerini, içinden geçenleri ne çok bilmek isterdim ben. Nasip olmadı işte. Bize çocukluğumuzu borçlusun desem abartmış olmam; ama yine de hakkımız varsa, yürekten helal olsun, babam. Sen de bizlere edersin inşallah.

İçimde en çok ukde kalan, birlikte hiç yiyemediğimiz akşam yemeklerimiz! Seninle en çok bu anı yaşamak isterdim baba. Huzurla, keyifle, bolca muhabbetle; güven dolu akşam yemeği saatleri… Sen, hep tek başına odanda yemek isterdin yemeğini ve öyle de olurdu. Ya ses istemezdin ya da yere oturamadığını bahane ederdin. Ben bu duruma ne çok alınmışım meğer. Sen bunu hiç görmedin, anlamadın! Ne oyuncak eksikliği ne kıyafet eksikliği ne de bol çeşitli yemeklerden oluşmayan sofraların eksikliği; hiçbiri bu kadar dokunmadı yüreğime. Maddi yokluk acıtmadı hiç baba, bir şekilde oldu ama manevi yokluğun! Varken yokluğun! Aynı evde, ayrı yaşamlarda oluşumuz… Hiç unutamayacağım derin bir yokluk; yara, iz, acı.

Ruhuna bir Fatiha…

{ "vars": { "account": "G-YL44BW7VWJ" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }