Sosyal medyada gezinirken hepimizin karşısına çıkar; bazen birkaç kelimelik, bazen tek bir cümlelik ama insanın içini durup düşünmeye zorlayan özlü sözler… Kimi zaman bir fotoğrafın altına iliştirilmiş, kimi zaman sade bir fonun üzerine yazılmıştır. Çoğunu hızlıca geçeriz ama bazıları vardır ki insanın zihnine takılır, kalbine dokunur.
İşte bu hafta karşıma çıkan bir söz, tam da böyle bir etki bıraktı bende:
“Kar taneleri ne güzel anlatıyor, birbirine zarar vermeden de yol almanın mümkün olduğunu…”
Ne kadar sade, ne kadar derin ve ne kadar gerçek bir ifade… İlk bakışta masum bir benzetme gibi duruyor belki ama biraz durup düşündüğünüzde, hayatın tam ortasına dokunan güçlü bir mesaj barındırıyor.
Kar taneleri… Her biri birbirinden farklı, her biri kendine özgü. Aynı gökyüzünden düşerler, aynı yolda ilerlerler ama birbirlerini ezmeden, incitmeden, zarar vermeden… Birbirlerine çarpsalar bile yok etmezler. Ne kadar zarif bir yolculuktur bu.
Peki biz insanlar?
Aynı şehirlerde, aynı kurumlarda, aynı sokaklarda, hatta aynı evlerin içinde yaşamıyor muyuz? Aynı hedeflere doğru ilerlemiyor, aynı hayat mücadelesinin içinde yol almıyor muyuz? Buna rağmen neden birbirimizi incitmeden yol almak bu kadar zor geliyor?
Aslında çoğumuz bu sözün anlamını anlayabilecek kadar farkındayız. Empatiyi, saygıyı, hoşgörüyü bilen insanlarız. Ama iş uygulamaya gelince, sanki başka birine dönüşüyoruz. Çünkü bu devirde zarar vermeden yol almak, zor olanı seçmek gibi geliyor bize. Kolay olanı tercih ediyoruz: Kırmayı, dışlamayı, bastırmayı, haklı çıkmak uğruna karşı tarafı yok saymayı…
Olmayacak bir şeyi “olur” diye zorlamayı, karşı tarafın sınırlarını görmezden gelmeyi normalleştirmişiz. Kendi doğrularımızı tek gerçek kabul edip, başkasının penceresinden bakmayı zahmetli bulur hale gelmişiz. İnsanları küstürmenin, ilişkileri yıpratmanın, köprüleri yakmanın bedelini ise çoğu zaman fark ettiğimizde iş işten geçmiş oluyor.
Oysa zarar vermeden de yol almak mümkün. Geri adım atarak değil; saygı göstererek. Susarak değil; doğru zamanda, doğru şekilde konuşarak. Kaybetmeden değil; kazanırken de başkasını ezmeden…
Kar taneleri bize bunu hatırlatıyor. Aynı yolda ilerlerken farklı kalabilmenin, başkasının alanına saygı duyarak da var olabilmenin mümkün olduğunu anlatıyor. Güçlü olmanın, sert olmakla; haklı olmanın, kırıcı olmakla eş anlamlı olmadığını fısıldıyor.
Belki de asıl mesele şudur:
Biz yol almayı değil, üstün gelmeyi öğrenmişiz. Oysa hayat bir yarış değil; birlikte yürünmesi gereken uzun bir yol.
Unutmayalım…
Birbirimize zarar vermeden de yol alabiliriz.
Daha sakin, daha anlayışlı, daha insan kalarak…
Tıpkı kar taneleri gibi.