Kendimizi sabote etmenin sessiz psikolojisi

Beyza Bayraktar'ın "Kendimizi sabote etmenin sessiz psikolojisi" başlıklı köşe yazısı

Bazı insanlar vardır, başarı adımları ayaklarının ucuna kadar gelir ama tam uzanacakken geri çekilirler. Bir sınav, bir iş fırsatı, bir ilişki. Hepsi kapıdadır, anahtar elimizdedir; fakat o anahtar bir türlü çevrilmez. Çoğu zaman dışarıdan bakıldığında neden böyle davrandığımızı kimse anlamaz. Ama asıl tuhaf olan, çoğu zaman biz de anlamayız.

Psikolojide buna öz-sabotaj deriz. Kulağa sert gelir ama gerçekte bu, insanın bilinçaltıyla yaptığı sessiz bir anlaşmadır. “Bildiğim yerde kalayım, bilmediğimden korkuyorum” anlaşması. Çünkü her insan, en az başarı kadar, belirsizlikten de korkar.

Danışanlarımda sıkça gözlemlediğim bir şey var: İnsanlar başarısız olmaktan çok, başarılı olduktan sonra hayatlarının nasıl değişeceğini bilmemekten korkuyor. Yeni sorumluluklar, yeni beklentiler, yeni benlik. İşte tam da bu belirsizlik, kişiyi kendi yolundan çeviren görünmez bir duvara dönüşür.

Öz-sabotajın en yaygın belirtilerinden bazıları aslında çok tanıdık:

• Ertelemek,

• “Nasıl olsa yapamam” diyerek başlamamak,

• Kendini küçümsemek,

• Bir fırsatı hak etmediğine inanmak,

• Başarılı olunca bile değersiz hissetmek.

Bu davranışların ardında çoğu zaman çocuklukta şekillenen bir inanç yatar: “Ne yaparsam yapayım yeterli değilim.” Bu cümle, insanın yüreğinde görünmeyen bir ağırlık gibi taşınır. Ve farkında olmadan tüm seçimlerimizin altına gizlenir.

Peki bu döngü nasıl kırılır?

Öncelikle, insan kendine karşı cesur bir dürüstlükle yaklaşmalı. “Neden yapmıyorum?” sorusunun cevabı çoğu zaman “Yapmak istemiyorum” değildir; “Yaparsam ne olur bilmiyorum”dur. Belirsizlikten korkmak, insan olmanın doğal bir parçasıdır. Önemli olan, o korkuya rağmen küçük adımlar atabilmektir.

Bir çizgi film karakteri gibi dev bir sıçrama yapmak zorunda değiliz. Bazen en büyük dönüşümler, en küçük adımlarla başlar. Kendine şefkatle yaklaşmak, iç sesini yumuşatmak, başarının yük değil, bir yolculuk olduğuna inanmak. Bunlar, kişinin kendi içindeki düğümleri çözmeye başlar.

Ve belki de en önemlisi şudur: İnsan kendini sabote ettiğini fark ettiği anda, artık aynı kişi değildir. Çünkü farkındalık, görünmeyen bütün duvarlarda ilk çatlağı açar. O çatlak büyüdükçe, ışık içeri sızar. O ışık, insanın içinden geçip hayatına nüfuz etmeye başladığında, daha önce ulaşamadığını sandığı basamaklar bir anda elinin altında belirir.

Kendimizi sabote ettiğimizi fark etmek bir utanç kaynağı değil, bir başlangıçtır. Belki de bugün, kendine sorma günü olabilir: “Gerçekten engel olan ne? Dünya mı, yoksa benim içimden yükselen sessiz bir korku mu?”

Bu sorunun cevabı yolunu aydınlatabilir.

{ "vars": { "account": "G-YL44BW7VWJ" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }