Kimin barışı, kimin düzeni?

Hasret Aksoy'un "Kimin barışı, kimin düzeni?" başlıklı köşe yazısı

​Diplomasi dünyası, çoğu zaman şık salonlarda atılan imzaların, "barış" adına verilen pozların ve nezaket kurallarının arkasına gizlenmiş acı gerçeklerle doludur. Ancak bugün bu "nezaket", toplumumuzun en temel taşı olan aile yapısını tehdit eden ve vicdanları yaralayan figürlerin meşrulaştırılması için bir kılıf olarak kullanılmaktadır. "Barış gücü" sıfatıyla gittikleri coğrafyalara kan, gözyaşı ve ahlaki erozyon taşıyan yapıların, topraklarımızda ağırlanması sadece diplomatik bir gaf değil, aynı zamanda toplumumuzun geleceğine karşı işlenmiş bir kusurdur.

​NATO, kurulduğu günden bu yana "güvenlik" kavramını bir tekel gibi kullanıyor. Ancak bu güvenlik şemsiyesi, sadece emperyalist çıkarların korunduğu bir kalkan işlevi görmüştür. "Barış gücü" adı altında gittikleri yerlerde sivil halkın katledilmesi, tarih sayfalarına silinmeyecek kara lekeler olarak kazınmıştır. Bu yapının ne bir yere huzur getirdiği ne de barış inşa ettiği açıktır; aksine, gittiği her yere toplumsal dokuyu parçalayan, insanlığı aşağılayan bir yıkım götürmüştür.

​Bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük tehlike, sapkınlıkların ve toplumsal cinsiyet dengelerini altüst eden ideolojilerin, "diplomatik bir normallik" gibi sunulmasıdır. Toplum ahlakını tahrip etmeyi amaçlayan bir sistemin, çocuk istismarı gibi insanlık dışı suçlarla ismi anılan şahısları en üst düzeyde ağırlaması, aile yapımızı koruma iddiamızla taban tabana zıttır. Çocukların dahi korunmadığı, ahlaki sınırların tamamen ortadan kalktığı bir küresel düzenin temsilcilerini, sanki saygıdeğer devlet adamlarıymış gibi kırmızı halılarla karşılamak, milletimizin atalarından devraldığı onurlu duruşa vurulmuş bir darbedir.

​Aile, bir toplumun son kalesidir. Bu kaleyi içeriden çökertmeye yönelik sistemli saldırıların, diplomatik ilişkilerde "taviz" olarak karşımıza çıkması kabul edilemez. Bir ülkenin dış politikası, o ülkenin vatandaşlarının ahlaki hassasiyetlerinden bağımsız olamaz. İnsan onurunu ayaklar altına alan, sapkınlığı bir yaşam biçimi olarak dayatan, çocukların istismarını sessizlikle geçiştiren hiçbir anlayışın, bu topraklarda "hürmetle" ağırlanmaması gerekir.

​Bizim dış politikamız, protokollerin ışıltılı sahteliğinden çok daha derin bir temele; yani ahlak ve hakikat zeminine dayanmalıdır. Aile yapımızı tehdit eden, toplumsal ahlakı tahrip eden ve katliamlarla ismi özdeşleşmiş bu küresel figürlerin ülkemize girişi ve makamlarımızda ağırlanması, vicdanlarda asla karşılık bulmayacaktır. Atalarımızın kemiklerini sızlatan bu görüntülerin sona ermesi, milletimizin ahlaki ferasetinin bir gereğidir. Artık "nezaket" bahanesiyle ahlaki tavizler verme dönemi kapanmalı, onurumuz ve değerlerimiz her türlü diplomatik pazarlığın üzerinde tutulmalıdır.

{ "vars": { "account": "G-YL44BW7VWJ" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }