Toplum içinde en sık karşılaştığımız davranışlardan biri, insanların birbirini küçümsemesidir. Bazen bir bakışta, bazen bir sözde, bazen de sessiz bir tavırda kendini gösterir bu küçümseme. Oysa çoğu zaman fark edilmeyen bir gerçek vardır: Küçümseyen kişi, aslında karşısındakini değil, kendi iç dünyasındaki eksiklikleri örtmeye çalışır.
“Küçümseme kimseyi! Nokta da küçüktür ama bitirir cümleyi…” sözü, bu gerçeği oldukça sade ve güçlü bir şekilde anlatır. Küçük görülen şeylerin etkisinin büyük olabileceğini hatırlatır. İnsanların da böyledir; sessiz olanın, geri planda duranların ya da göz ucuyla bakılıp geçilenlerin hayatın bir noktasında ne kadar güçlü durabildiğini görmek zor değildir.
Her insanın hayatta bir değeri vardır. Bu değer; sahip olduğu makamla, parayla, sosyal çevresiyle ya da dış görünüşüyle ölçülemez. İnsan bazen zor zamanlar geçirir, bazen hata yapar, bazen geride kalır. Ama bunların hiçbiri onun insan olarak değerini değiştirmez.
Bir insan hor görüldüğünde değeri azalmaz, yüceltildiğinde de artmaz. Değer, insanın içinde taşıdığı karakterde, vicdanda ve duruşta saklıdır. Bu nedenle birini küçümsemek, aslında gerçeği değiştirmez; sadece küçümseyenin bakış açısını ortaya koyar. İnsan, kendini tehdit altında hissettiğinde ya da kendi yetersizlikleriyle yüzleşmek istemediğinde, karşısındakini küçük görerek kendini daha güçlü hissetmeye çalışır. Ancak bu güç, gerçek bir güç değildir; geçici bir yanılsamadır.
Yarış kiminle?
Hayatın en büyük yanılgılarından biri, sürekli başkalarıyla yarışma duygusudur. Kim daha başarılı, kim daha zengin, kim daha güçlü… Oysa en gerçek yarış, insanın kendisiyle yaptığı yarıştır. Dünden daha iyi olmak, hatalarından ders çıkarmak, karakterini geliştirmek ve kendini olgunlaştırmak… İşte asıl yarış budur. Başkalarıyla yapılan yarışın kazananı olsa bile, insan iç dünyasında kaybedebilir. Ama kendisiyle yarışan biri, her durumda kazanır; çünkü gelişir.
Toplumda sıkça yapılan bir başka yanlış da, sessiz insanları hafife almaktır. Çok konuşanların daha bilgili olduğu, sessiz kalanların ise çekingen ya da bilgisiz olduğu düşünülür. Oysa gerçek hayat bunun tam tersini defalarca göstermiştir.
Sessizlik bazen bir sabrın, bazen bir gözlemin, bazen de doğru zamanı beklemenin göstergesidir. İnsan her duyduğuna hemen tepki vermek zorunda değildir. Bazen susmak, en güçlü cevaptır.
Büyük yazar Yaşar Kemal bir sözünde şöyle der: “Bir insanı, bir halkı küçümsemek, onları insandan saymamak insanı öldürmekten beterdir.”
İnsanın hayatta sahip olabileceği en büyük güç, karakteridir. Karakter; zor zamanlarda belli olur. İnsan her şey yolundayken güçlü görünmek kolaydır, ama asıl güç, zor şartlarda bile doğrularından vazgeçmemektir.
Sonuç: Asıl kazanç
Hayatta asıl kazanç; para, makam ya da şöhret değildir. Asıl kazanç, insanın kendine saygısını kaybetmemesidir. Dürüst kalabilmek, adil olabilmek, kimseyi küçümsemeden yaşayabilmek… İşte insanı gerçekten değerli yapan bunlardır.
Ve unutulmamalıdır ki;
Sessiz kalmak bir şey bilmemek değildir.
Çok konuşmak da çok şey bilmek anlamına gelmez.
Gerçek bilgelik, insanın kendini tanıması ve başkalarına saygı duymasıyla başlar.
İyi haftalar…