Merkezi ezan sistemi, ilk etapta pratiklik ve teknik düzen sağlayacağı düşüncesiyle hayata geçirilmiş olabilir. Ancak zamanla, bu uygulama ezanın ruhuna zarar veren, mekanikleşmiş bir hale bürünmüştür. Bir merkezden gönderilen ezan sesi, onlarca hatta yüzlerce camide aynı anda, aynı tonda, aynı sesle yankılanıyor. Ne bir mahallenin sesine ne bir caminin ruhuna ne de bir imamın samimi niyetine yer bırakıyor. Oysa ezan, sadece bir çağrı değil; iman, samimiyet ve aidiyetin bir yansımasıdır.
Ezanın anlamı, kaydın ötesindedir. Ezan, İslam toplumları için yalnızca bir ibadet vakti bildirimi değildir. O, aynı zamanda mahallenin ruhunu diri tutan, maneviyatı canlı kılan bir sesleniştir. Her imamın kendi sesiyle, kendi üslubuyla, kendi hissiyatıyla okuduğu ezan, bir mahallede yaşayan insanlara birebir temas eder. Ezanı okuyan kişiyi tanımak, onun sesine aşina olmak, cemaatle olan bağı güçlendirir. Oysa merkezi sistemle bu bağ kopar. Ezan, bir robot sesine, kişiliksiz bir anonsa dönüşür.
Bir imam, görev yaptığı camide sabah namazında uykusunu bölerek mikrofona yaklaştığında, sadece görevini yerine getirmez; aynı zamanda mahalle halkıyla gönül bağı kurar. Bu bir emek, bir sadakat, bir vakit adanışıdır. Merkezi sistem bu emeği, bu özveriyi, bu hissiyatı yok sayar. Her şey soğuk bir cihazın tuşuna basmakla başlar ve biter.
Her mahalleye ait bir ses vardır düşünün ki, her semtte ezanlar farklı bir tınıyla yankılansa… Eyüp Sultan'da ezan ayrı bir hüzünle okunur, Konya’da ayrı, Trabzon’da başka bir coşkuyla. Bu farklılıklar, yerel imamların sesinden ve samimiyetinden kaynaklanır. Ezanın bu çeşitliliği, İslam’ın evrenselliği kadar yerelliğini de yansıtır. Oysa merkezi sistem bu zenginliği ortadan kaldırmakta, tek tipleşmiş, ruhsuz bir yapı inşa etmektedir.
Bu sistem aynı zamanda imamların aktifliğini ve mesuliyet duygusunu da törpüler. Ezan okumayan bir imam, zamanla camiyle bağını zayıflatır, cemaatle olan ilişkisi mekanikleşir. Oysa ezan, bir nevi imamın cemaatine “ben buradayım, sizinle birlikteyim” deyişidir. Beş vakit ezan okuyan bir imam, mahalleyle nefes alır verir.
Teknolojiyi doğru yerde kullanmalı elbette teknolojiyi yok saymak, ona düşmanlık etmek anlamlı değildir. Doğru yerde ve doğru şekilde kullanıldığında teknoloji büyük kolaylık sağlar. Elektrik kesintisi olur, imam hastalanır, cami boş kalır… Böyle özel durumlar için merkezi sistem devreye girebilir. Ancak bu bir istisna olmalı, kural değil.
Mecbur kalınmadığı sürece merkezi ezan sistemi, mahallenin ruhunu bastıran bir yapıya dönüşmektedir. İstisnai durumlar için var olmalı ama asla kalıcı hale getirilmemelidir. Ezanın ruhu, duygusu, insani sıcaklığı; bir merkezden değil, mahallenin içinden, cami minaresinin dibinden yükselmeli.
Toplumsal ve dini bir farkındalık çağrısı bu noktada Diyanet İşleri Başkanlığı’na, müftülüklere ve cami derneklerine büyük görev düşmektedir. Mahalle sakinlerinin, cemaatin sesi duyulmalı; imamların görev aşkı teşvik edilmelidir. Ezanın merkezi bir cihazdan değil, imamın kalbinden ve sesinden yükselmesi için gereken adımlar atılmalıdır.
Cami, bir binadan fazlasıdır. Mahallenin kalbidir. Ve o kalbin en güçlü atışı, ezanla duyulur. Bu sesi mekanik değil, insani kılmak bizim elimizdedir. Her imam kendi mahallesinde, kendi sesiyle, kendi niyetiyle ezan okumalıdır. Çünkü ezan, sadece duyulmaz; hissedilir.
Son söz olarak: Merkezi ezan sistemi, teknolojinin ruhu bastırdığı bir uygulamaya dönüşmemelidir. Her mahallenin kendi ezan sesi olmalı. Her imam, kendi mahallesinde günde beş vakit ezan okumalı. Böylece dinin çağrısı yeniden insan eliyle, insan yüreğiyle yapılmalı. Ezana ruhunu geri verelim.