Sabahın erken saatleriydi, hava oldukça sıcak ve güneşliydi. Oğuz’u her zamanki gibi okul için hazırlamış birlikte evden ayrılıp okulun yolunu tutmuştu Nur Hanım. Sohbet ederek yürürlerken okula yaklaşmışlardı ki annesi bir ses duydu.
-Miyav miyav.
-Oğuz, sen de duydun mu kedi miyavlıyor sanki? dedi. Oğuz da gülümseyerek,
-“Yok anne, o kedi sesi değil” dedi.
Sonra sohbetlerine kaldıkları yerden devam ettiler. Annesi de gülümseyerek oğlunun tatlı sohbetine karşılık verdi. Birlikte yollarına devam ettiler. Annesi Oğuz’u okula bıraktı ama aklına takılmıştı. Bir kedi sesi duyduğuna emindi. Fakat daha önce kedi bakıp doğaya bıraktıkları için bu kez yanaşmak istemiyordu. Bu yüzden dönüşte başka yolu tercih etti eve gidene kadar da Allah’ım beni kedilerle imtihan etme diye dua ediyordu. Çünkü kedileri çok seviyor onlara çok bağlanıyordu. Sonra da onlardan ayrılınca ya da onlar öldüklerinde çok üzülüyor ve acı çekiyordu. Eve geldi ama aklı hala “Miyav miyav” sesindeydi. Evini toparladı ortanca oğlunu uyandırdı.
“Sabah kardeşini okula bırakırken bir kedi sesi duydum seninle ona bakmaya gidelim mi?” dedi. Oğlu, seve seve “Tabi anne gidelim” dedi.
Yüreği elvermedi biraz süt ısıtıp kaba koydu, bir de kutu aldı en azından onları yedirecekti ve kutuya koyacaktı. Birlikte gittiklerinde iki minik yavru ile karşılaştılar bebek kediler titriyorlardı. Daha iki haftalık var yok gibiydiler. Güneşin altında burada kutuda olmaz bunlar diye geçirdi içinden. Çalıların ardından üç küçük bebek daha buldular. Toplam beş bebek oldular, hepsini kutuya koydular. Biri gözünden hastaydı. Hemen aklına Oğuz’un okulunun müdür yardımcısını aramak geldi. Çünkü ona en çok o yardım edebilirdi.
Sağ olsun Betül Hanım “Kedi annesi” sayılırdı. Yaralı kedileri tedavi ettirir, onlara bakar, onları sahiplendirirdi. Hatta okulun arka bahçesinde sokak canları için korunaklı alanı bile vardı. O vicdanıyla merhametiyle, en güzel örnek bir eğitimciydi.
Nur Hanım bebek kediler için Betül Hanımı aradığında sıcacık konuşmasından çok mutlu olmuştu. Betül Hanım: “Getirin ben ilgilenirim, haberleşiriz” demişti. Beş minik patiliyi okula teslim edip gönül rahatlığıyla evlerine geçerken yanında getirdikleri sütü de bebek kedileri bulup aldıkları yere bıraktılar. Anne kedi gelirse o içer diye düşündüler. Huzurla kahvaltı yapabilirlerdi artık. Ortanca oğlu da mutluydu sohbet eşliğinde kahvaltılarını hazırlayıp yaptılar ve Betül Hanım aradı.
“Nur Hanım kedilerin birinin gözü gitmiş, bir diğer bebeği pireler sarmış. Ben hepsini yıkadım, yedirdim, ilaçladım, uyudular fakat benim evimde kedim var burada bakmak ise uygun değil çünkü gece de beslenmeleri lazım çok küçükler siz bir müddet bakabilir misiniz? Ben sizden daha sonra kedileri alırım” dedi. Bu teklifi seve seve kabul eden Nur Hanım yaşayacaklarından bir haberdi tabi. Heyecanla akşam olmasını bekledi. Akşam olunca okul çıkışı oğlu Oğuz’u okuldan alırken bebek kedileri de aldı. Bebek kedileri vermeden önce nasıl beslenmesi gerektiğini de gösteren Betül Hanım mama ve pire ilacını da verdi bir kutu kedi ile evin yolunu tuttu Nur Hanım.
İlk akşam iki saatte bir uyanmak üzere alarmını kurdu. Günler geçerken anne kediye okula giderken de okulun dönüşünde de hiç rastlamamıştı. Bebek kedileri aldığı için yüreğini bazen huzursuzluk kaplıyordu. Acaba onları ayırdım mı diye düşünüyordu. Anne kediyi görebilseydi onu da alacaktı ama yoktu. Ya anne kedi ölmüşse ya da bu bebekler ölürse diye düşünerek iyi ki aldım diye içinden geçirip kendini rahatlatıyordu. Günler geceleri böylelikle kovaladı.
Artık Nur Hanım “anne kedi” görevi görüyordu. Tuvaletleri gelince popolarını pamukla uyarıyor, alarmı düzenli kurup bir bir hepsini şırınga ile besliyordu. Banyolar yaptırıp, pire ilaçlarını sürüyordu. Evin halkı da bu durumdan memnundu. Hepsi onları çok seviyordu. Veteriner de artık suyolu olmuştu çünkü gözü yaralı olan bebek kedi damlalarla hayata tutunmaya çalıştı fakat kurtulamadı peşinden bir diğeri enfeksiyona yenik düştü. Geriye kalan üç bebek ishal ile mücadele ediyordu. Bebek kedileri bakmanın bu kadar zor olduğunu tahmin etmemişti. Onlara bakım vermek; özen, incelik, duyarlılık istiyordu. Doymasalar miyavlarlar doysalar miyavlarlardı. Bir türlü dertlerini anlayamıyordu. Kum harici tuvaletlerini her yere yapmaları da çabasıydı. İçlerinde siyah beyaz en minik olanı kucakta uyumayı seviyor devamlı ağlıyordu aynen bir bebek gibiydi. Diğer ikisi de doymak bilmiyordu. Severiz, oynarız, sıcak yuvaları olur, yaşarlar diye düşünürken; uykusuz geceler, hastalıkları, kayıplarla bu minik patililer Nur Hanım’ı oldukça yıpratmıştı. Tıpkı insan gibi ek gıdaya geçişleri de vardı. Artık sabahları kahvaltılar da yumurtalar, kaşar peynirleri, yemeğe başlamışlardı. Akşam yemeklerinde tavuklar yemeye başlamışlardı.
Günler haftaları kovaladı ve ayrılık vakti geldi çattı. Nihayet üç minik kedi öldü ölecek derken büyüyüp doğaya karışmaya hazır hale gelmişti. Günler öncesinden “Nasıl ayrılacağım?” endişesi yaşayan Nur Hanım istediği zaman görebilecek olmanın huzuru ile güvenli ellere teslim etmenin mutluluğunu bir arada yaşıyordu. Beş bebekle başlayan macera üç bebekle tamamlansa da bu süreç minik patililere çok iyi geldi. Her biri oyuncu, her biri mutlu, her biri artık sağlıklıydı.
Nur Hanım’da küçük patililerin yaşamına dokunmaktan oldukça mutluydu. Bu teselli ile yaşamına devam etti. Artık minik patiler emin ellerdeydi Betül Hoca onları huzurla büyüyecekleri, güzel günlere kavuşmak üzere teslim almıştı…