15 tatilin o soğuk günlerinde, Anadolu Gençlik Derneği çatısı altında gençlerle bir araya gelmenin heyecanını yaşadık. Yardım projeleri, etkinlikler, dersler derken aslında çok daha derin, çok daha sessiz bir yaraya parmak bastığımı fark ettim. Sahada yüzlerce öğrenciyle hemhal olurken hepsinin gözlerinde, sözlerinde ve sükutlarında ortak bir feryat yükseliyordu: "Beni duyacak, benimle gerçekten muhabbet edecek kimse yok!"
Günümüz dünyasında aileler bir arada; sofralar kuruluyor, ihtiyaçlar karşılanıyor, "sevgi" verildiği zannediliyor. Ancak bir yerde bir kopukluk var. Anne sevgi verdiğini sanıyor ama araya örülen görünmez duvarların farkında değil. Baba, evladının maddi dünyasını imar ederken ruhundaki şantiyeyi ihmal edebiliyor. Gençlerle dertleşirken onlara bir anne, bir abla, bir arkadaş şefkatiyle yaklaştığımda duyduğum o cümle beni derinden yaraladı: “Evde muhabbet edecek kimse yok ki…”
Kimi çok sevdiği o diziyi, kimi altını çizerek okuduğu kitabı, kimi de arkadaş çevresindeki o fırtınalı gelgitleri anlatmak istiyor. Biz yetişkinler için "minik detaylar" ya da "ergenlik hevesleri" gibi görünen o küçük meseleler, aslında onların dünyasında devasa birer köşe taşı. Biz o detayları basit görüp geçiştirdiğimizde, aslında farkında olmadan evlatlarımıza şu mesajı veriyoruz: "Senin önemsediklerin benim için değerli değil."
Bu süreç beni de sarsıcı bir öz eleştiriye itti. Başkalarının çocuklarına rehberlik etmeye çalışırken, kendi evlatlarımın dünyasında ne kadar varım? Onlar bana bir heyecanla bir şeyler anlatırken, elimdeki telefona mı yoksa onların gözlerinin içine mi bakıyorum? Onların "minik" dünyalarına ne kadar odaklanabiliyorum?
Muhabbet; sadece konuşmak değil, bir gönle misafir olmaktır. Muhabbet; karşımızdakine "sen varsın ve benim için değerlisin" demenin en samimi yoludur. Eğer bir çocuk evde sesini duyuramıyorsa, dışarıdaki gürültülere meyledecektir.
Anne ve babalar olarak durup düşünmemiz gereken asıl mesele şu: Evlatlarımıza sadece bir "ev" mi sunuyoruz, yoksa içinde gerçekten nefes alabilecekleri, yargılanmadan dökülebilecekleri bir "yuva" ve "muhabbet" mi?
Unutmayalım ki; doymuş bir karın acıkır, bitmiş bir ödev unutulur ama bir akşam vakti samimiyetle edilen o muhabbetin tadı, bir çocuğun kalbinde ömür boyu silinmeyecek bir iz olarak kalır.