İman, sadece dil ile ifade edilen bir kabul değildir. İman; insanın hata yaptığında durabilmesi, yanlışını fark ettiğinde geri dönebilmeyi başarabilmesidir. Mümin günah işleyebilir; ancak günahında ısrar etmez. Çünkü günahta ısrar, kalbi karartan bir inat; tövbe ise kalbi dirilten ilahi bir rahmettir.
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Eğer size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız, küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir girişle cennete koyarız.” (Nisa, 4/31)
Bu ayet açıkça şunu bildirir: Günaha düşmek başka, günahı normalleştirip savunmak bambaşka bir tehlikedir.
Kur’an’da müminin vasfı şu şekilde tarif edilir:
“Onlar bir kötülük yaptıklarında veya kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlar, günahlarının bağışlanmasını isterler ve bile bile günahlarında ısrar etmezler.” (Al-i İmran, 3/135)
Müminin farkı buradadır. Hata yapar ama hatasında diretmez.
Günah, ilk işlendiğinde kalpte bir rahatsızlık oluşturur. Ancak ısrar edildiğinde bu rahatsızlık zamanla kaybolur, vicdan sessizleşir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu durumu şöyle haber verir:
“Kul bir günah işlediğinde kalbine siyah bir nokta konur. Tövbe ederse o leke silinir; günaha devam ederse o leke büyür.”
Bu yüzden bazı günahlar zamanla insana küçük görünmeye başlar. Oysa küçümsenen günahlar, kalbi en çok karartan günahlardır.
Bugün birçok haram, “normal hayat” adı altında sunulmaktadır. Faiz “mecburiyet”, kul hakkı “kurnazlık”, ahlaki bozulma “özgürlük” olarak gösterilmektedir. Oysa Kur’an’ın ölçüsü nettir:
“Bile bile işlediğiniz günah üzerinde ısrar etmeyin.” (Al-i İmran, 3/135)
Mümin; hatasını savunmaz, günahına bahane üretmez, yanlışı isim değiştirerek meşrulaştırmaz. Çünkü günahı savunmak, kalbin mühürlenmesine giden yoldur.
Tövbe: Kapanmayan kapı
Allah Teala kullarına dönüş kapısını kapatmamıştır. Rabbimiz şöyle buyurur:
“Ey kendilerine zulmeden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.” (Zümer, 39/53)
Ne kadar hata yapılmış olursa olsun, dönüş yolu açıktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de şöyle buyurur:
“Ademoğlunun hepsi hata eder; hata edenlerin en hayırlısı tövbe edenlerdir.”
Mesele günahsız olmak değil, günahta kalmamaktır. Düşmek değil, düştüğü yerde ısrar etmektir felaket olan.
Mümin ne yapmalıdır?
Mümin, günahı küçümsemez. Çünkü “küçük” denilen günahlar, tövbesiz bırakıldığında büyük felaketlere dönüşür. Resulullah (s.a.v.) bu konuda uyarır:
“Küçük görülen günahlardan sakının.”
Mümin, günahı savunmaz. Bahane üretmez, suçu başkasına atmaz. Kur’an şöyle buyurur:
“İnsan, mazeretler ileri sürse de kendi aleyhine şahittir.” (Kıyame, 75/14)
Mümin, günahla barışmaz. “Herkes yapıyor” diyerek haramla yan yana durmaz. Çünkü haramla barışan, huzurla vedalaşır.
tövbe ertelenmez. Zira ölüm ertelenmez. Kalp bugün yumuşakken yapılan tövbe, yarın taşlaşmış bir kalpte zorlaşır.
Mümin, günaha götüren ortamlardan uzak durur. Dostluğun ve çevrenin etkisini bilen Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Kişi dostunun dini üzeredir; kiminle dostluk kurduğuna dikkat etsin.”
Ayrıca mümin, salih amelleri artırır. Çünkü Kur’an buyurur:
“İyilikler kötülükleri giderir.” (Hud, 11/114)
Boş bırakılan kalp günaha döner; iyilikle doldurulan kalp ise günahtan utanır.
Sonuç olarak:
Günah affedilir; fakat günahta ısrar insanı helake sürükler. Mümin düşer ama düşüşte kalmaz. Yanlış yapar ama yanlışı savunmaz. Çünkü bilir ki Allah’a dönüş, nefsin inadından daha kıymetlidir.
Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:
“Şüphesiz Allah, çokça tövbe edenleri sever.” (Bakara, 2/222)
Allah bizleri günahında ısrar edenlerden değil; hatasını fark edip tövbe ile yönelen kullarından eylesin.