Her yıl Peygamber Efendimizi anmak, O’nun hayatını yeniden okumak ve güzel ahlakını hatırlamak için önemli günlerden geçiyoruz. Camilerimizde, okullarımızda, evlerimizde Peygamberimizden söz ediyor; O’na olan sevgimizi dile getiriyoruz. Elbette Peygamberimizi sevmek büyük bir nimettir. Fakat insanın kendisine şu soruyu da sorması gerekir: “Ben Peygamberimizi gerçekten seviyorsam, O’nun ahlakından hayatıma ne kadar taşıyorum?”
Çünkü Peygamber sevgisi sadece dil ile ifade edilen bir sevgi değildir. Asıl sevgi, sevilenin yolunu takip etmektir. Onun merhametini merhametimizde, doğruluğunu doğruluğumuzda, sabrını sabrımızda, adaletini adaletimizde, güzel sözünü güzel sözümüzde gösterebilmektir.
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Efendimizi bizlere örnek göstererek şöyle buyurur: “Andolsun, Allah’ın Resulü’nde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzab, 21)
Demek ki Peygamberimiz sadece hayatını anlatacağımız bir şahsiyet değil, hayatımıza örnek alacağımız bir rehberdir.
Bugün hepimizin kendisine sorması gereken önemli sorular var. Evimizin içinde eşimize nasıl davranıyoruz? Çocuklarımızla konuşurken ses tonumuza dikkat ediyor muyuz? Anne ve babamızın gönlünü hoş tutuyor muyuz? Komşumuzun derdiyle ilgileniyor muyuz? Alışveriş yaparken dürüst davranıyor muyuz? Bir insanın hakkına girmemeye özen gösteriyor muyuz? Sosyal medyada bir başkasının onurunu, şerefini ve mahremiyetini koruyor muyuz?
Peygamber Efendimiz, “Müslüman, insanların elinden ve dilinden güvende olduğu kimsedir” buyurmuştur.
Bu hadis üzerinde biraz düşünelim. Belki de güzel ahlakın en sade tariflerinden biri budur. İnsanlar bizim yanımızda kendilerini güvende hissediyor mu? Dilimizden çıkan sözler insanları incitiyor mu? Bir başkasının arkasından konuşuyor, onun kusurunu araştırıyor, sosyal medyada bilmeden veya düşünmeden kırıcı sözler söylüyor muyuz?
Günümüzde ibadetlerimizi yerine getirirken ahlakımızı ihmal etme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Namaz kılıyoruz fakat öfkemizi kontrol edemiyorsak, oruç tutuyoruz fakat insanları kırıyorsak, Kur’an okuyoruz fakat kul hakkına dikkat etmiyorsak kendimizi yeniden sorgulamamız gerekir.
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Şüphesiz Allah adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalığı ve azgınlığı yasaklar.” (Nahl, 90)
İslam sadece camide yaşanan bir din değildir. İslam; evde, iş yerinde, çarşıda, pazarda, trafikte, komşulukta ve insanlarla kurduğumuz bütün ilişkilerde kendisini göstermelidir.
Peygamber Efendimizin hayatına baktığımızda bunun sayısız örneğini görürüz. O, kendisine kötülük edenlere bile merhametle yaklaşmış, çocuklara sevgi göstermiş, yaşlılara hürmet etmiş, komşusunu gözetmiş, yetimlerin ve ihtiyaç sahiplerinin yanında olmuştur. İnsanları küçümsememiş, kimseyi hor görmemiş, gönül kırmaktan sakınmıştır.
Bugün toplum olarak belki de en fazla ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri budur: Güzel ahlak.
Çünkü güzel ahlak varsa ailede huzur vardır. Güzel ahlak varsa komşuluk vardır. Güzel ahlak varsa ticarette güven vardır. Güzel ahlak varsa toplumda merhamet vardır. Güzel ahlak varsa insanlar birbirinin kusurunu örtmeye, birbirinin yükünü hafifletmeye çalışır.
Peygamber Efendimiz, “Sizin en hayırlınız, ahlakı en güzel olanınızdır.” buyurarak bizlere önemli bir ölçü vermiştir.
Öyleyse Peygamberimizi sevmenin en güzel yolu, O’nun ahlakını hayatımıza taşımaktır. Bir yetimin başını okşamak, yaşlı bir insanın gönlünü almak, komşumuzun halini sormak, eşimize güzel söz söylemek, çocuğumuzu sevgiyle kucaklamak, bir insanın kusurunu yüzüne vurmamak, haksızlığa uğrasak bile adaletten ayrılmamak… Bunların her biri Peygamberimizin güzel ahlakından hayatımıza yansıyan birer güzelliktir.
Bugün gelin, Peygamberimizi sadece anlatmakla yetinmeyelim. O’nun ahlakını yaşayalım.
Birbirimizi daha az yargılayalım, daha çok anlayalım. Daha az kıralım, daha çok gönül alalım. Daha az öfkelenelim, daha çok sabredelim. Daha az konuşup daha çok dinleyelim. Birbirimizin kusurlarını araştırmak yerine güzelliklerini görelim.
Çünkü Peygamberimizi sevdiğimizi söylemek kolaydır. Asıl mesele, bu sevginin davranışlarımıza yansımasıdır.
Belki de bugün hepimiz kendimize şu soruyu sormalıyız: “Benim ahlakımda Peygamber Efendimizden ne kadar iz var?”
Cevabımız ne olursa olsun, güzel ahlaka yönelmek için hiçbir zaman geç değildir. Bir güzel sözle başlayabiliriz. Bir gönül alarak başlayabiliriz. Bir özür dileyerek, bir haksızlıktan vazgeçerek, bir ihtiyaç sahibinin elinden tutarak başlayabiliriz.
Unutmayalım: Peygamberimizi gerçekten sevmenin en güzel göstergesi, O’nu sadece dilimizle övmek değil; O’nun güzel ahlakından hayatımıza bir parça taşıyabilmektir.
Allah bizleri Peygamber Efendimizi seven, O’nu doğru anlayan ve O’nun güzel ahlakını hayatında yaşatan kullarından eylesin.