Değerli okuyucularımız;
Her yıl Ramazan ayı yaklaştığında toplumda benzer sorular gündeme gelir. Kimi zaman samimi bir meraktan, kimi zaman bilgi eksikliğinden, kimi zaman da alışkanlıktan kaynaklanan bu sorular etrafında tartışmalar yapılır. “Bir yudum su içsem ne olur?”, “Oruç sadece aç kalmak mı?”, “Çalışan nasıl oruç tutacak?”, “Teravih şart mı?”, “Allah bizim aç kalmamıza mı muhtaç?” gibi sorular sıkça duyulur.
Öncelikle şunu ifade etmek gerekir. Dini meselelerde soru sormak ayıp değildir. Bilmeden konuşmak ayıptır. Kur’an-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz, “Bilmiyorsanız bilenlere sorunuz.” (Nahl, 16/43 meali) buyurarak doğru bilgiyi aramanın önemini vurgulamıştır.
“Oruç sadece aç kalmak mı?”
Ramazan denince çoğu insanın aklına sadece açlık gelir. Oysa Kur’an’da orucun amacı şöyle açıklanır: “Oruç size farz kılındı… Umulur ki takvaya erersiniz.” (Bakara, 2/183 meali) Demek ki oruç, yalnızca mideyi değil; dili, gözü, kalbi de terbiye etmektir. Yalan söyleyen, kul hakkı yiyen, kırıcı konuşan birinin sadece aç kalması oruç değildir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan kendisine kalan sadece açlık ve susuzluktur.” Yani mesele aç kalmak değil; nefsin dizginlenmesidir.
“Bir yudum su içsem ne olur?”
Bu soru bazen hafife alınarak sorulur. Oysa ibadet, ciddiyet ister. Oruç, imsak vaktinden iftara kadar yeme, içme ve bazı davranışlardan bilinçli olarak uzak durmaktır. “Bir şey olmaz” mantığı, ibadetin ruhuna zarar verir. Oruç bir disiplin eğitimidir. Kişi kendine söz verir ve o söze sadık kalır. Bu sadakat, imanın göstergesidir.
“Çalışan insan nasıl oruç tutsun?”
Ramazan sadece evde oturanlar için değildir. Asırlar boyunca çiftçi de asker de tüccar da işçi de oruç tutmuştur. Elbette İslam kolaylık dinidir. Hasta olan, yolcu olan, gerçekten sağlığı zarar görecek kimseler için ruhsat vardır. Ama sağlıklı bir insanın “çalışıyorum” bahanesiyle orucu terk etmesi doğru değildir.
Kur’an’da şöyle buyurulur: “Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez.” (Bakara, 2/185 meali) Ancak kolaylık, ibadeti tamamen terk etmek anlamına gelmez; gerçekten zor durumda olanlar için bir ruhsattır.
“Teravih namazı şart mı?”
Teravih namazı farz değil, sünnettir. Ancak Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Ramazan gecelerini ibadetle geçirmiş ve şöyle buyurmuştur: “Kim Ramazan’ı imanla ve sevabını Allah’tan umarak ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır.”
Teravih, Ramazan gecelerini diriltmenin bir yoludur. “Farz değilmiş” diyerek tamamen terk etmek, Ramazan’ın ruhundan uzaklaşmaktır.
“Allah bizim aç kalmamıza mı muhtaç?”
Bu soru da sıkça sorulur. Elbette Allah’ın bizim ibadetimize ihtiyacı yoktur. Kur’an’da Rabbimiz şöyle buyurur: “Allah alemlerden müstağnidir.” (Al-i İmran, 3/97 meali) Oruç, Allah için değil; kulun kendisi içindir. Oruç, insana sabrı öğretir, nimetin kıymetini öğretir, fakirin halini hissettirir. Bir ay boyunca açlığı yaşayan insan, yıl boyunca israf etmeye utanır.
“Ramazan’da herkes bir anda mı değişmeli?”
Ramazan bir sihirli değnek değildir. Ama bir başlangıçtır. Nice insan Ramazan’da namaza başlamış, Kur’an’la tanışmış, kötü alışkanlıklarını terk etmiştir. Ramazan, değişmek isteyen için fırsattır. Değişmek istemeyen için ise sadece takvim yaprağıdır.
Ramazan’ı küçümsemek değil, anlamak gerekir
Ramazan hakkında sorulan soruların çoğu, aslında ibadetin hikmetini bilmemekten kaynaklanır. Oruç aç kalmak değil; sabrı öğrenmektir. Teravih yorulmak değil; kalbi diriltmektir. İftar sadece yemek değil; şükürdür.
Ramazan bir yük değil, bir nimettir. Onu anlamaya çalışmak gerekir. Sorgulamak güzeldir; fakat küçümsemek değil.
Yüce Rabbimiz bizleri Ramazan’ı doğru anlayan, doğru yaşayan ve hayatına taşıyan kullarından eylesin. Bu mübarek ayı sadece midemizle değil, kalbimizle de tutmayı nasip etsin.