Türkiye Jeopolitik konumu itibariyle emperyalizmin kıskacında olan bir devlettir.
Dış güçler dediğimiz emperyalist ülkeler Türkiye'nin ne çok güçlü ne de çok zayıf olmasını istemezler. Çünkü sömürü düzeninde bu böyledir. Siyasi iktidarlar da zorda kaldıklarında sürekli "Dış güçler" arkasına sığınırlar.
Dış güçler dediğimiz emperyalist güçlerdir. Tıpkı "Ahtapot'un kolları" gibi beslenmek zorundadır.
Amerika Başkan Yardımcısı Nelson Aldrich Rockefeller, Türkiye-ABD ilişkilerindeki yerimizi dönemin Başkanı Dwight David Eisenhower’a yazdığı 1956 tarihli bir mektubunda Türkiye'nin "OLTAYA YAKALANMIŞ BALIK" olduğu, bu nedenle de yeme gereksinimi bulunmadığı açıklamıştır. Bugün bu siyasanın bizi ne denli çıkmaza sürüklediğini görüyoruz.
Peki;
"Türkiye oltadaki balık mı?"
Şöyle bir geriye dönüp baktığımızda ne zaman ABD'nin etkisi altındaki bir ülkede, ülkenin yararına bir devinim olsa ABD'nin bu ve benzeri olaylara izin vermediği ve cezalandırdığı görülür. Çünkü ABD, dünyayı yönetirken, belirlediği statünün bozulmasını istemez.
Demem o ki, ABD'nin çıkarı neyi gerektiriyorsa, bizim gibi ülkeler o çıkar için, çıkarları kadar değerlidir.
Bağımsızlık mı? Günümüzde düşünülemez bile!
Ve bu ilke, ABD'nin asla hoş görmediği bir niteliktir. Özellikle kimi yöneticilerimiz de dünyanın bugünkü ortamında modası geçmiş bir kavramı "Karşılıklı bağımlılık ve ortak çıkarlarımız vardır" görüşünü savunur.
Unutmayalım ki "Karşılıklı bağımlılık ve çıkarlar" yalnız Amerika'nın lehine olandır.
Amerika'nın ulusal çıkarlarını gözetmesi elbet doğaldır. Hiçbir ülke ulusal çıkarlarını gözeten siyaset izlediği için eleştirilemez. Ancak ABD ile ilişki kuran ülkelerin, kendi çıkarlarını ABD'nin çıkarlarına bağlamaları ve politikalarını bu eksene oturtmaları yanlıştır.
Buradan bölgemizi etkileyen olaylara bakıldığında Filistin'in Güneybatı şeridinde bulunan Gazze'nin silahlı gücü Hamas’ın 7 Ekim 2023'de İsrail’e karşı başlattığı saldırı ile Ortadoğu resmen savaş alanına döndü.
8 Aralık 2024 tarihinde de Beşar Esad yönetimindeki Suriye hükümeti muhalefetin başlattığı saldırılarla düşürülerek bölge tam manasıyla kaosa sürüklendi.
Ortadoğu; İsrail ve ABD eliyle yeniden yapılanıyor. Bu günlerde İran'ı da kontrol altına alacak bir iç savaşın düğmesine basıldığını görmezden gelemeyiz.
İşte bu nedenle Suriye ve bölgemizdeki diğer Arap ülkeleriyle olan ilişkilerimiz büyük önem kazanacaktır. Taraf olup bertaraf olmamak için dengeli politika izlemeli, bu hinterlandın "Oltadaki balığı" olmadığımızı göstermek zorundayız. Geriye doğru gidersek Irak terbiye edildi. Filistin ve Gazze de Hamas sorunu çözüldü. Suriye yeni yönetimle kontrol altına alındı. İran'daki olaylar sonucu muhtemelen bir rejim değişimi ile orası da İsrail'in gözetiminde ABD güdümünde yönetilecek.
Soru şu: Yarın sıra kime gelecek?