Sosyal yardımların denetimleri yapılıyor mu?

Ayşenur Elmacı'nın "Sosyal yardımların denetimleri yapılıyor mu?" başlıklı köşe yazısı

Devletin vatandaşına uzattığı yardım eli, sosyal devlet anlayışının en önemli göstergelerindendir. Bunu hepimiz biliyoruz değil mi? Özellikle dar gelirli yurttaşlara yönelik elektrik faturası desteği, eğitim desteği gibi sosyal yardımlar, zor zamanlarda nefes aldıran bir can simidi işlevi görür.

Ancak son zamanlarda artan bazı şikayetler ve sahada gözlemlenen adaletsizlikler, bu sistemin bazı kesimler tarafından suiistimal edildiğine işaret ediyor. Bu da akıllara şu soruyu getiriyor: Gerçekten yardıma muhtaç olan mı destek alıyor, yoksa birileri sistemin açıklarını kullanarak başkalarının hakkını mı yiyor?

Elektrik desteği gibi devletten alınan diğer yardımlar sosyal yardımlaşma kapsamında oldukça önemli bir kalem. Devlet, maddi zorluklar yaşayan vatandaşların elektrik faturalarının bir kısmını karşılayarak onların temel yaşam ihtiyaçlarını sürdürebilmelerine katkıda bulunuyor. Ancak dikkat çekici olan şu ki; bu destekten faydalanan bazı kişilerin görünürde düşük gelirli gibi görünse de gerçekte farklı mülklere, araçlara ya da kayıt dışı gelirlere sahip olduğu iddiaları konuşulmakta. Aynı evde kalıp, tüm sermayesini başka birinin üzerinden gösterip destek alanlar nasıl denetlenmeli bunu da açıkçası benim değil kurumun bilmesi gerekiyor.

“Bazı insanlar, üzerlerine hiçbir mal varlığı kaydettirmeyerek veya gelirlerini resmiyette asgari düzeyde göstererek devletin sağladığı yardımlardan yararlanıyorlar” söylemi birden bire çıkan söylem değildir. Bu kişiler, elektrik desteğiyle faturalarını yarı yarıya öderken aynı zamanda birden fazla daireye, arsaya ya da lüks araca sahip olabiliyor denmesi, bunun sokakta konuşulması oldukça can sıkıcı bir durum.

Oysa bu tür desteklerin asıl amacı; gerçekten geçimini zor sağlayan, günlük yaşamın temel masraflarını dahi karşılamakta güçlük çeken insanlara yardımcı olmaktır. Sahte beyanlarla veya hileli yollarla bu destekten faydalananlar, sadece devleti değil, toplumun vicdanını da aldatıyor. Denetim için mahalle muhtarları ile bir çalışma yapılması gerekli. Muhtarların da bu çalışmada vicdanlı davranması da önemli tabi…

Bu noktada hem devletin kurumlarına hem de topluma büyük görev düşüyor. İlk olarak, sosyal yardım başvurularında yapılan mal beyanlarının çok daha sıkı denetlenmesi gerekiyor. Tapu, araç, banka ve gelir kayıtlarının çapraz sorgulamalarla kontrol edilmesi, yardımların doğru kişilere ulaşmasını sağlayacaktır. Ayrıca, yardımlardan faydalananların belli aralıklarla yeniden değerlendirmeye alınması, sistemin güncelliğini ve doğruluğunu koruması açısından önemlidir.

Bununla birlikte, çevremizde bu tür haksız kazançları gözlemlediğimizde sessiz kalmamalıyız. Gerçek ihtiyaç sahibi bir aile, birkaç yüz liralık yardıma ulaşamadığı için çocuğunu ısınmayan bir evde büyütüyorsa; bu, sadece o ailenin değil hepimizin kaybıdır. Dayanışma ve yardımlaşma, ancak adalet ve dürüstlükle mümkün olur.

Sosyal devletin temel amacı, toplum içindeki gelir adaletsizliğini mümkün olduğunca dengelemektir. Ancak bu hedef, sistemin kötüye kullanılmasına göz yumulduğunda boşa çıkıyor. Yardım almak bir hak olduğu kadar, gerçekten ihtiyaç içinde olmanın bir sonucudur. Bu hakkı hileyle elde edenler, sadece vicdanen değil, hukuken de sorumluluk taşır.

Unutulmamalıdır ki; bu ülkenin kaynakları sınırlıdır. Birinin hakkını gasp eden, bir başka mağdurun umudunu çalıyor demektir. Bu nedenle, yardımların daha adil, şeffaf ve titiz bir şekilde yürütülmesi, sosyal devlet ilkesinin gereğidir. Gerçek ihtiyaç sahiplerinin hakkını korumak, yalnızca devletin değil, hepimizin görevidir.

{ "vars": { "account": "G-YL44BW7VWJ" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }