Meclis genel kurulundan 467 kabul, 87 ret ve 7 çekimser oyla geçerek kabul edilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” bilinen adıyla "Çerçeve Yasa", terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda yeni bir dönemi başlatmış bulunuyor.
İYİ Parti’nin firesiz "ret" oyu kullandığı, bölünmüş CHP'nin Yeni Parti'sinden 35 "evet" ve 54 "ret" oyun çıktığı bu tablo, projenin şüpheyle karşılandığını somut biçimde gösteriyor.
Yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte terör örgütü pkk'ya yönelik hukuki süreçler resmiyet kazanacaktır. Ancak yalnızca bir kanun metninin kabul edilmesiyle tüm sorunların kısa sürede çözülmesini beklemek irrasyonel bir yaklaşım olur. Nitekim yasanın adı "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme" olsa da bunun mevcut şartlarda nasıl sağlanacağı büyük bir soru işaretidir.
Bu kanunun kapalı kapılar arkasında hazırlanıp yeterince tartışılmadan Meclis gündemine getirildiği yönündeki iddialar göz ardı edilemez. Meclis aritmetiğinde çoğunluk sağlanmış olsa da ortaya çıkan ret ve çekimser oyların varlığı, hakiki bir "milli dayanışmanın" henüz temin edilemediğini kanıtlamaktadır.
Oysa toplumsal bütünleşmeyi esas alan bu derece kritik bir düzenleme, doğrudan halkın takdirine sunularak bir referandum kanalıyla oylanabilirdi. Amacı toplumun tamamını kapsamak olan bir adımın milletin onayına sunulmasında hiçbir sakınca olmamalıydı.
AK Parti iktidarı dönemi boyunca derinleşen toplumsal ayrışma, hukuk ve demokrasiye dair tartışmalar ve siyasi çıkarların toplumsal birlikteliğin önüne geçmesi gibi olumsuzluklar hafızalardaki tazeliğini korumaktadır.
Son NATO zirvesinden çıkan kararlar ile içeride yürütülen barış söylemlerinin oluşturduğu paradoks bir kenara bırakılsa dahi, barış ve dayanışmanın mevcudiyeti kağıt üzerindeki maddelerle değil, sahadaki uygulamalarla ölçülür.
Hakiki bir dayanışma ikliminin tesis edilebilmesi için öncelikli şart, anayasal güvence altındaki hukukun herkes için eşit ve adil biçimde işlediğini göstermektir. Bu doğrultuda; siyasi tutuklular, gazeteciler, sendikacılar, öğrenci ve akademisyenler ile milli iradeyle seçilmiş belediye başkanları üzerindeki hukuki baskıların kaldırılarak adil yargılanmanın önü açılmalıdır.
Sürecin başarısı, iktidarın sahada sergileyeceği somut iyi niyet göstergelerine bağlıdır. Terörsüz Türkiye hedefi; yalnızca örgüt üyelerinin silah bırakması, dağdan inmesi veya adalete teslim olmasıyla sınırlı görülemez. Adaletin toplumsal ölçekte tecelli etmesi bir zorunluluktur.
Ülkemizde kalıcı bir barış ikliminin ve milli birliğin sağlanması hem güvenlik hem de ekonomik istikrar açısından hayati bir kazanımdır. Dolayısıyla bu hedefe ulaşılması yolunda toplumun tüm kesimlerinin fedakarlık yapması bir zorunluluktur.
Çevremizdeki jeopolitik riskler de dikkate alındığında Türkiye, tüm tarafların mevcut yasayı ne kadar sahipleneceğine dair önemli bir sınav dönemine girmektedir.