Aşı yaptıracak mıyım?

Nobel ödüllü Türk bilim insanı Aziz Sancar “Şimdi Türkiye’de olsaydım, kuyruğa girer Sağlık Bakanlığının temin ettiği aşıyı yaptırırdım” diyerek aşı aleyhinde çalışma yapanlara da “Ayıp, günah ve bence bunu yapan veya sahte olduğunu bilerek yayanlar, kanunen takip edilip cezalandırılmalıdır.” Şeklinde beyanat verdi.

Prof. Dr. Bülent Topuz, Elbette ki aşı yaptıracağım. Aşı karşıtlarını da anlamaya çalışıyorum. Kafası karışık olanlara sözüm yok ama kafa karıştırmak için özel gayret sarf edenlere de dikkat çekmek istiyorum. Öyle iddialarda bulunuyorlar ki söylediklerini sonuna kadar izleyemiyor, okuyamıyorum. Yani tahammül edemiyorum. Önce en absürt olandan başlayalım.

Aşı ile bize çip veya benzer işi görecek bir şeyler takacaklarmış. Bir hekim olarak böylesi bir teknolojinin varlığına inanamıyorum. Eğer var ise, yani birilerinin elindeki bilim bu inanılmaz seviyeye ulaşmış ise o zaman direnmenin anlamı yok. Şu anda bizleri hasta eden covid virüsü var ya, işte ona ekler ve yine amaçlarına ulaşırlar.

Gelelim genetiğimizin değiştirileceği iddiasına. Genetiğimizi belirleyen hücrelerimizdeki çekirdeğin içinde bulunan DNA molekülleridir. RNA virüslerinin ve aşılarının hücre çekirdeği içindeki DNA sarmalımız ile bir etkileşimleri yok, bu virüs hücrelerin sitoplazması içinde RNA üreten birimlere kendilerini ürettiriyor.

Biz, bize gelecek olan Çin aşısı üzerinde duralım. Görüldüğü gibi Çin bu aşıyı geleneksel yöntemlerle üretiyor. İnaktif (etkisizleştirilmiş) virüs tavuk yumurtasında çoğaltılıyor. Ölü Covid-19 molekülü kasa enjekte edilince vücudumuzun savunma mekanizması bu yabancı molekülü tanıyor. Ona karşı antikor geliştiriyor. Daha sonra vücuda Covid-19’un kendisi girdiğinde molekül yapısını önceden tanıyan sistem, hemen antikor üretimine başlıyor. Süreç çok hızlı işler ve virüs daha burun boğaz bölgesinde iken bertaraf edilir. Hastalık geçirenlerin bile antikor seviyeleri hızla düşüyor deniyor ya, bunun bi önemi yok. Antikor ihtiyaç halinde üretilen bir molekül. Önemli olan hafızanın ve fabrikanın var olması.

Ölüm oranlarının çok düşük olmasından hareketle gerçekte bir pandeminin olmadığını, bunun Bill Gates gibilerin dünyayı avuçlarının altında almak için uydurdukları, abarttıkları ve terörize ettikleri bir süreç olduğunu iddia edenler var. Evet, ölüm oranları düşük, bu doğru ama gözden nasıl kaçtığını anlayamadığım bir nüans var. Biz biliyoruz ki, akciğer kanserinden ölüm oranı %90, AİDS’ten ölüm oranı %45, Covid-19’dan ise %2 civarında. İlk bakışta en tehlikelisi akciğer kanseri gibi görünmekle birlikte, akciğer kanserinin toplumda görülme sıklığı her yüz binde 12 kişi Covid bu sayıya bir günde ulaşabiliyor. AİDS hastalığının ilk ortaya çıktığından bu yana geçen 40 yıllık sürede ulaştığı 75 milyon enfekte vakaya Covid-19 şimdiden ulaştı. Yani demek istediğim şu ki, sorun ölüm oranları değil, hastalığın bulaşma hızı ve sayısı.

Ayrıca, öncelerden bu pandemiyi haber verip teferruatıyla ortaya koyan yayınların hepsi yalan ve uydurmadır. Fotomontaj vb. hilelerle insanlar yanlış yönlendirilmektedir. Bir tanesinin bile yakından uzaktan alakası yoktur. Öyle ya “İnsan güzel ahlakıyla meleklerden güzel, çirkinleşince de şeytanlardan bile aşağılık” olabiliyor. Eski zamanlarda kötü insanlar, uzak yolların yön levhalarını değiştirip insanların çöllerde mahvolmasından büyük zevk alırlardı. Bu konuda Kuranı kerimde de anlatımlar vardır. Ancak bu kötü insanların helak edilişleri de dehşetle anlatılır. Bu yanıltıcı yayınlarda bu cinstendir.

YORUM EKLE