Uğur Büyük'ün "7 kız kardeş ve petrol çağı ikinci bölüm" başlıklı köşe yazısı
Petrol devlerinin ve dünya güçlerinin Kafkasya ve Hazar Denizi üzerindeki hakimiyet mücadelesi başlamıştır. Nobel ailesinden başlayarak, Rus Devrimi'ne ve II.Dünya Savaşı'na kadar Bakü petrolü her zaman "ana ödül" olmuştur.
Stalingrad Savaşı aslında Kafkasya ve Bakü petrollerine giden yolu açmak için yapılmıştır. Bu stratejik kaynak savaşın sonucunu belirlemiştir. Stalin'in o dönemki şu sözünü hatırlatayım: "Petrol için savaşmak, özgürlük için savaşmaktır."
Savaştan sonra Nikita Kruşçev döneminde, Sovyetler Birliği gücünü yeni bulunan petrol rezervleriyle pekiştirmiştir. Kızıl Ordu ve Sovyet sanayisi bu gelirlerle finanse edilmiştir.
Petrolün gücüne şöyle bir örnek vereyim; 1980'lerde ABD ve Suudi Arabistan'ın petrol arzını artırarak fiyatları 13 dolara kadar düşürdü, bu hamle Sovyet ekonomisini çöküşe sürükledi ve imparatorluğun yıkılmasındaki en büyük etkenlerden biri oldu.
Modern döneme geldiğimizde, Rusya'daki petrol gücü el değiştirmiştir. Vladimir Putin'in, Yeltsin döneminde palazlanan ve petrolü kontrol eden oligarkları (örneğin Mihail Hodorkovski) tasfiye etmiş veya kontrol altına almıştır. Mesaj nettir, Rusya'da petrol, doğrudan devlet gücü ve siyasi otorite demektir.
Bakü-Tiflis-Ceyhan gibi hatların jeopolitik önemi ise ABD ve Rusya'nın bu hatları kontrol etmek için bölgedeki despot yönetimleri nasıl desteklediğini veya iç karışıklıklara nasıl müdahil olduğunu hatırlatalım.
Son olarak bu mücadeleye yeni ve çok daha aç bir aktör, Çin'in dahil olmasıyla dengeler bir kez daha sarsılmıştır.
İklim Değişikliği açısından baktığımızda ise "Yedi Kız Kardeş"in (Exxon, Shell, BP gibi devlerin) iklim değişikliği konusundaki tutumları bizleri tabi ki şaşırtmaz. Şirketlerin aslında 1970'lerden beri petrolün küresel ısınmaya neden olduğunu bildikleri, ancak kar marjlarını korumak için milyonlarca dolar harcayarak "bilimsel şüphe" yaydıkları belgeleriyle ortaya koyulmuştur.
2003 yılındaki Irak işgali, ABD yönetiminin "kitle imha silahları" gerekçesinin arkasında aslında Irak'ın devasa petrol rezervlerini kontrol altına alma ve bu rezervlerin Amerikan/İngiliz şirketlerine açılması stratejisinin yattığı sonradan net olarak ortaya çıkmıştır. Savaş sonrası petrol sahaları Yedi Kız Kardeş’e ihale edilmiştir.
Petrol devleri logolarını yeşile boyayıp kendilerini "enerji şirketi" olarak pazarlamaya başladılar. BP’nin "Beyond Petroleum" (Petrolün Ötesinde) kampanyası gibi girişimlerin, aslında halkla ilişkiler (PR) çalışmasından ibaret, yatırımların hala yüzde 90’ından fazlasının fosil yakıtlara aktarılıyor.
Yenilenebilir enerjiye geçişin önündeki en büyük engel teknik zorluklar değil, bu dev şirketlerin siyaset üzerindeki lobicilik faaliyetleridir.
Ulusal Petrol Şirketleri hızla büyümeye başladı. Yedi Kız Kardeş’ in yerini artık devlete bağlı olan yeni devler (Aramco, Gazprom, CNPC gibi) almaya başladı. Yani artık diyebiliriz ki güç artık Batılı özel şirketlerden, enerji kaynaklarını birer silah olarak kullanan hükümetlerin eline geçmeye başlamıştır. Günümüzde OPEC, dünya genelindeki kanıtlanmış ham petrol rezervlerinin yaklaşık yüzde 79,5'ini kontrol etmektedir.
Ortadoğu, Afrika ve Kafkasya’nın petrol ağı ve dünya siyasetindeki önemi noktasında daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyen siz değerli okurlarıma Al Jazeera’nın hazırladığı dört bölümlük The Secret of The Seven Sisters belgeselini izlemesini tavsiye ediyorum.



