Aybüke Yıldız'ın "Hiç tanışmamış gibi" başlıklı köşe yazısı

Bazen içiniz, "özür" kelimesini kabul etmez. Bilirsiniz; hevesiniz çoktan yanmıştır. Hangi bahane saygısızlığı, hangi özür kırılan bir kalbi onarabilir?

Beni kırdınız. Şimdi meydanı ateşe vermemden korkmayın.

Gitmeleri hep sevdim. Çünkü gitmeyi düşündüren her şey sevgisizdir.

Bazı kaçışlar, vazgeçmenin ilk kuralıdır. Fazla olan her şey insanı yorar. Kimseyi kendinizden daha çok sevmeyin.

Çabam aptal olduğum için değildi. Soğuduğumda ne kadar gaddar olabildiğimle ilgiliydi. Şimdi... Hiç tanışmamış gibi.

Kendime olan saygım her şeyden daha önemli. Hatırladığım geçmişteki sen, aslında çoktan kaybetmişti.

Umarım kalbindekine kavuşursun. Sana kızmıyorum; senden gidiyorum.

Kıyısız kalan her deniz, elbet kül olur. Mesele, ateşin giden olmasıdır.

Kalbine denk kal.

Hisler yanıltmaz. Kalbinize inanın. Aşk, gayretten yanadır. Belki de birbirimize verilmiş bir derstik.

Hiç tanışmamış gibi...

Hiçbir sokak, yeniden karşılaştırsa bile bana o saygısızlığını unutturamaz.

Belki de her şey benim sanmalarımdı.

Sanan mı aptaldı, yoksa...

Sandığım için asla kendime kızmıyorum. Ben, duygularını yaşamaktan korkmayan bir kadınım. Hayatta her şey yaşanacaktır.

Vedasız kal. Bir daha da karşıma çıkma.

Umarım kalbine denk gelen ruh eşini bulursun.

Şunu da eklemeliyim: Benim vedalarım hep vardır. Bir gün, bir şiirimde mutlaka yeniden karşıma çıkacaksın belki de sen şiire denk geleceksin hiç tanımamış gibi

Yazdıklarımı hayatımı portresi yoksa hayatımın yazdıklarımı portresi?