Karasulu yazar Nuray Ertaş Balcı, Ramazan ayı konulu bir hikaye kaleme aldı. Aynı zamanda Koca Çınar ve Mucize kitabının da yazarı olan Nuray Ertaş Balcı’nın “Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan” isimli hikayesi şu şekilde:

Ramazan…

Sadece oruçtan ibaret olmayan o muazzam ay. Aç kalmanın değil sabrın, şükrün, ihtiyaç sahiplerinin anlaşıldığı ay; sahurun, teravihin, hatimlerin, temizlenmenin, arınmanın ayı… Hoş geldin…

Recep ve Şaban ayları ile hazırlıklar başlar: Heyecan, coşku ta o zamandan kalbe düşer. Evlerde köşe bucak temizlikler yapılır. Daha gelmeden yufkalar açılır, sıra sıra dizilir. İncecik ev makarnaları kesilir.

***

Ertuğrul ezan vaktine yakın mahallenin fırınından sıcak pide almaya gitti. Annesi tembihledi: “Çabuk gel, vakit az kaldı oğlum.”

“Tamam anne.”

Hızlı hızlı yürüyordu sokakta… İnsanlarda bir koşturmaca, mis gibi pide kokuları sarmıştı sokağı. Uzunca kuyruklar vardı bakkalda da fırında da. İftar sevinci yüzlerden okunuyordu. Fırının az aşağısında caminin iki minaresi arasındaki mahya gözüne ilişti.

“Hak din İslam’dır!” yazıyordu. Uzunca bakakaldı yazıya. Kalbi huzurla dolan Ertuğrul, “Bizi Ramazan ayına erdiren Allah’a şükürler olsun” diyerek fırından pideyi alıp eve yöneldi.

Mahyanın göz alıcı ışıkları, yüreğe huzur veren yazısı, sıcacık pide kokusu, insanların koşuşturmacaları ile bir Ramazan ayına daha ulaşmanın verdiği mutlulukla ailece açtılar iftarlarını… Babası teravih için “Haydi camiye” dedi. Ailece caminin yolunu tuttular. Ramazan gecelerini güzelleştiren bu namaz çocuklar için camide oyun olsa da büyüklerle olmak, aynı havayı solumak, camide olmak, dualar etmek kalıcı hatıralar demekti.

Ertuğrul uyumadan önce: “Anne beni sahura kaldırmayı unutma. Yufkadan börek yap” diye, ekledi. Annesi Sultan Hanım “Tamam oğlum ama tekne orucu tutacaksın öyle tam gün değil diye ekledi. Hem biz de sen kadar küçükken tekne orucuyla oruca başladık” dedi. “Peki anneciğim dayanabilirsem tam gün tutarım ama” diye ekledi Ertuğrul gülümseyerek uykuya geçti.

Uykusunun içinde “Güm güm güm” sesleri duyan Ertuğrul gözlerini ovuşturdu, mutlulukla cama fırladı. Annesi çayı demlemişti. Sofrayı kurarken mis gibi börek kokusu evi sarmıştı bile. Ramazan davulcusu tüm mahalleyi davulu ile dolaşırken Ertuğrul davulcu gözden kaybolana kadar izledi onu. Manileri:

Kimse kaldıramaz sıcak yataktan

Bu iman olmasa bizde

Sahura kalkan nasiplenir

Ey inananlar

Ramazan geldi hoş geldi

Gönüllerimize huzur geldi

Bir daha ya nasip

Hadi bilelim kıymetini…

Gecenin sessizliği tebessüm şekliydi. Işıklar birer birer yanmıştı. Sahur sabaha yaklaşırken son sular yudumlanıp niyetler edildi. Dualarla sabah ezanı beklenirken irade, empati ne de yakışıyordu insana. Sadece Ramazan ayına özel olmayan bu erdemler bu ay ile birlikte daha da anlam kazanıyordu.

Bin aydan daha hayırlı olan “Kadir Gecesini” içinde barındıran bu kutlu ay, ayların baş tacıdır. Bu aya erişen insanlar için Kuran – ı Kerimin çağrısı şöyledir:

“Ey iman edenler! Sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi sakınasınız diye sizin de üzerinize sayılı günlerde oruç yazıldı. İçinizden hasta ve yolcu olan başka günlerden sayısınca tutar. Orucu tutmakta zorlananlar için bir yoksulun (günlük) yiyeceği kadar fidye yeterlidir.” (Bakara Suresi 183- 184)

Sahurun coşkusu, iftarın sevinci, hatimlerin huzuru, teravih namazlarıyla sevapların katlandığı bu kutlu ayda misafirler ağırlanıp bir de zekât ile fitreler verildi mi bayrama ulaşmanın mükâfatı taçlanır.

Böylece bir ay süren ibadet kalplerde bir ömür iz bırakır.