Yazı Detayı
14 Eylül 2020 - Pazartesi 00:59 Bu yazı 89 kez okundu
 
Travmatik Yaşantı
Hülya Karakaş
karakashulya882@gmail.com
 
 

İnsan beyni anne karnında gelişmeye başlar ve bu gelişim yaş ilerledikçe kademeli olarak devam eder. Henüz gelişim çağında olan beyin travmaya maruz kaldığında çocuğun gelişimi, insanlarla ilişki kurma biçimi ve dünyaya bakışı yetişkinliğe varıncaya kadar etkilenebilmektedir. Yanı sıra gelişim sürecinde olmanın getirdiği esneklik sayesinde çocuklar, travma sonrası doğru yaklaşımlar sergilenmesi halinde (çevrenin düzenlenmesi, aile ilişkileri, psikolojik destek) yetişkinlere kıyasla daha hızlı olumlu sonuçlar verebilmektedir.

 

 Çocuklar üzerindeki olası etkileri:

 

Travmatik yaşantı kişinin güven ve güvenlik duygularını tahrip eder, getirdiği çaresizlik hissi ile özgüveni zedeler, utanç ve suçluluk hissedilmesine neden olur. Travmanın çocuklar üzerindeki etkileri birçok farklı faktöre göre değişkenlik göstermekle beraber travma, belirli yaş gruplarında spesifik semptomlar ile kendisini gösterebilmektedir. Örneğin 0-3 yaş arası dönemde beslenme ve uyku bozuklukları, gelişimsel gerilik ve sakinleşememe; 3-6 yaş aralığında zayıf akran ilişkileri, dalıp gitme, gece terörü, dikkatsizlik ve disosiasyon; ilkokul döneminde uyku ve iştah problemleri, akademik başarısızlık, okula alışamama, kabuslar, zevk alınan aktivitelerden uzaklaşma ve baş ağrısı karın ağrısı gibi psikosomatik belirtiler; ortaokul ve lise dönemlerinde ise ilkokul döneminde oluşan semptomların yanı sıra alkol madde kullanımı, kendine zarar verme davranışları, yeme bozuklukları, klinik depresyon ve intihar düşünceleri şeklinde kendini gösterebilmektedir. Tüm bu semptomların yanı sıra travma kendisini Travma Sonrası Stres Bozukluğu ile de gösterebilmektedir. Travma Sonrası Stres Bozukluğu uykusuzluk, kabuslar, travmatik anının zihinde sık sık canlanması, kolay irkilme, agresyon, travmayı hatırlatıcı durumlardan ve ortamlardan kaçınma şeklinde semptomlar ile karakterizedir.

 

Ruhsal travmalarda tedavi:

 

Ruhsal travmalarda tedavinin öncelikli amacı kaybedilen güven, güvenlik duyguları ve otonomluğun yeniden kazanılmasını sağlamaktır. Bu amaç doğrultusunda ebeveynlerin işbirliği çok önemlidir. Travmanın sağaltımının sağlanmasının ardından yeniden sağlıklı bağ kurma üzerine odaklanılır. Tedavi aileye verilecek olan psiko-eğitimin yanı sıra çocuğun yaşına ve mizacına göre oyun terapisinin çeşitli ekollerini, EMDR terapisini ve Travma Odaklı Bilişsel Davranışçı terapiyi içerebilir.

 

Ebeveynler neler yapabilir?

 

Travmatik yaşantının tedavisindeki en önemli adım öncelikle çocuğun maruz kaldığı travmayı fark ederek sonlanmasını sağlamaktır. Travmaya maruz kalmaya devam edildiği sürece tedavinin başarılı olması mümkün değildir. Ebeveynin çocuğunun travmaya maruz kaldığını anlayabilmesi için çocuğu ile yakın bir ilişki içerisinde olması gerekmektedir. Çocuğu ile yakın bir ilişki içerisinde olmayan ebeveynler çıkan semptomları gözden kaçırabilir ve bunun sonucunda da çocuğun travması gün yüzüne çıkamayabilir. Travmatik yaşantının ortaya çıkmaması yaşantının sürmesine sebep olabilmekle beraber tedavi edilebilme olanağını da engeller. Çocuğun travmatik yaşantıya maruz kaldığını öğrendikten sonra ebeveynlerin, çocuğu yaşantı ile ilgili konuşmak için zorlamaması yanı sıra çocuk paylaşmak isterse her zaman orada olunduğunun bildirilmesi önemlidir. Güvenlik hissinin pekiştirilmesi adına da çocuğun günlük rutininin korunduğu bir yaşam alanı yaratmak gerekmektedir. Travmanın iyileşmesindeki en önemli etkenlerden bir diğeri ise çocuğun ebeveynleri ile sağlıklı bir ilişkiye sahip olmasıdır. Çocuk ile sevildiği, dinlendiği, kendisinin var olmasına alan tanınan ve varlığına saygı duyulan bir ilişki içerisinde bulunmak en önemli iyileştiricilerdendir.

 

 
Etiketler: çocuk gelişimci ve aile danışmanı hülya karakaş, travmatik Yaşantı, köşe yazısı
Yorumlar
Haber Yazılımı