Hasret Aksoy'un "Epstein" başlıklı köşe yazısı
Jeffrey Epstein vakası, sadece bir suç dosyası ya da şahsi bir sapkınlık tablosu değil; küresel nizamın içine düştüğü derin ahlaki çöküşün ve modern dünyanın ruhunu nasıl kaybettiğinin tarihi bir vesikasıdır. Bu karanlık tabloya Müslümanca bir ferasetle baktığımızda, karşımızda duranın basit bir magazin skandalı değil, insanlık tarihi kadar eski olan "ifsat" hareketinin güncel bir tezahürü olduğunu görürüz.
Kendi çıkarları için insan onurunu ayaklar altına alan, çocukların masumiyetini bir şantaj ve kontrol mekanizmasına dönüştüren bu yapı, aslında ilahi adalete savaş açmış bir zihniyetin ürünüdür. Kur’an-ı Kerim’in "ekini ve nesli helak etme" olarak tarif ettiği o yıkıcı irade, bugün lüks adalarda ve gizli belgelerde kendine yer bulmaktadır. Batı medeniyetinin "insan hakları" ve "özgürlük" gibi parıltılı sloganlarla örttüğü o kof ambalaj, bu kirli dosya ile birlikte parçalanmış; geriye ahlak ve maneviyattan yoksun bir gücün nasıl bir canavara dönüşebileceği kalmıştır. Bu mesele, dünyayı yönetenlerin kimler tarafından ve hangi kirli bağlarla esir alındığını gösteren bir ibret aynasıdır. İnsanlığı bu bataklıktan kurtaracak olan şey, paranın ve gücün mutlak hakimiyeti değil; ahlakın, ailenin ve fıtratın korunmasını merkeze alan bir adalet anlayışıdır.
Epstein dosyası bizlere şunu bir kez daha hatırlatmıştır: Hak ve batılın bu ezeli mücadelesinde, ahlaki bir üstünlük ve manevi bir duruş sergilenmediği müddetçe, sömürü çarkları sadece isim değiştirerek dönmeye devam edecektir. Masumiyetin feryadı yükselirken, bu karanlık odaklara karşı durmak sadece vicdani bir sorumluluk değil, aynı zamanda yaratılış gayemizin bir gereğidir.
Next


