Ali Keskinsoy'un "Ramazan geliyor, hazır mıyız?" başlıklı köşe yazısı
Değerli okuyucularımız;
Takvimler bir kez daha Ramazan ayını gösteriyor. Sokaklarda iftar telaşı, evlerde hazırlıklar, dillerde “Ramazan geliyor” sözleri dolaşıyor. Peki asıl soruyu kendimize sormamız gerekiyor: Ramazan geliyor ama biz hazır mıyız? Sadece mutfaklarımız mı hazır, yoksa kalplerimiz de hazır mı?
Ramazan; aç kalma ayı değil, kendine gelme ayıdır. Sadece oruç tutma ayı değil, oruçla birlikte kalbi, dili ve davranışları da terbiye etme ayıdır. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de Ramazan orucunun hikmetini şöyle açıklar:
“Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki sakınırsınız.” (Bakara, 2/183 meali)
Demek ki Ramazan’ın hedefi sadece aç kalmak değil; takva, yani Allah bilinci kazanmaktır.
Bugün içinde yaşadığımız dünyaya baktığımızda, insanın en çok kaybettiği şeyin zaman ve kalp huzuru olduğunu görüyoruz. Ekranların esiri olmuş gönüller, bitmeyen bir koşuşturma, sabırsızlık, tahammülsüzlük… İşte Ramazan, tam da bu hengamenin ortasında durup nefes alma çağrısıdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Ramazan gelmeden önce ashabını bu aya hazırlardı. Şaban ayında ibadetlerini artırır, ümmetine Ramazan’ın kıymetini hatırlatırdı. Bir hadisinde şöyle buyurur:
“Ramazan ayı size geldi. Bu ayda cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır.”
Bu müjde, Ramazan’ın bir fırsat ayı olduğunu gösterir. Ama fırsatlar, hazırlıklı olanlar için kazanca
Ramazan’a hazırlık, evleri temizlemekten önce kalpleri temizlemekle başlar. Kin, nefret, kırgınlık, haset… Bunlar kalpte dururken Ramazan’ın bereketi eksik kalır. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan kendisine kalan sadece açlık ve susuzluktur.”
Bu hadis, bizlere Ramazan’ın ruhunu kaçırmamamız gerektiğini hatırlatır. Dil yalanla meşgulse, göz harama bakıyorsa, kalp kibirle doluysa; oruç sadece mideyi aç bırakır, kalbi doyurmaz.
Anlatılır ki; bir Allah dostuna sormuşlar:
“Ramazan’dan ne kazandın?”
Şöyle cevap vermiş:
“Ramazan’da kazandıklarımı Ramazan’dan sonra da koruyabiliyorsam, işte o zaman kazanmış olurum.”
Gerçekten de Ramazan’ın ölçüsü, Ramazan’dan sonraki hâlimizdir. Namazla tanışıp Ramazan’dan sonra namazı terk ediyorsak, Kur’an’la buluşup sonra kapatıyorsak, Ramazan bizi sadece misafir gibi ziyaret etmiş demektir.
Bugün dünyada savaşlar, zulümler, açlık ve yoksulluk haberleri eksik olmuyor. Gazze’de, Afrika’da, dünyanın birçok yerinde insanlar ekmeğe, suya, güvenliğe muhtaç. Ramazan, bize bu acıları sadece izlememeyi; hissetmeyi ve paylaşmayı öğretir.
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz müminleri şöyle tarif eder:
“Onlar, yemeği sevmelerine rağmen yoksula, yetime ve esire yedirirler.” (İnsan, 76/8 meali)
Ramazan, sofrayı büyütme ayıdır. Ama sofrayı sadece çeşitle değil, paylaşmayla büyütme ayıdır.
Ramazan bize ne kazandırmalı?
Ramazan bize:
– Sabır kazandırmalı,
– Merhameti artırmalı,
– İsrafı azaltmalı,
– Kul hakkı hassasiyetini güçlendirmeli,
– Namazla, Kur’an’la ve dua ile bağı kuvvetlendirmelidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurur:
“Kim Ramazan ayını imanla ve sevabını Allah’tan umarak ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır.”
Bu müjde, Ramazan’ın bir yeniden başlama fırsatı olduğunu gösterir.
Ramazan bize geliyor, biz Ramazan’a gidiyor muyuz?
Ramazan kapımıza geliyor. Ama asıl mesele şudur: Biz Ramazan’a doğru yürüyor muyuz?
Oruç tutacağız ama kalbimizi de tutabilecek miyiz?
İftara oturacağız ama başkasının halini düşünecek miyiz?
Teravihe gideceğiz ama ahlakımızı da güzelleştirecek miyiz?
Ramazan, yılda bir gelen bir misafir değil; hayatımıza yön veren bir öğretmendir. Onu iyi ağırlayanlar, yıl boyu bereketini taşır.
Rabbimiz bizleri Ramazan’a hazırlıksız yakalananlardan değil; Ramazan’ı hayatına taşıyanlardan eylesin.
Bu mübarek ayı, affımıza, arınmamıza ve dirilişimize vesile kılsın.
Next


