Hasret Aksoy'un "Yanlış yerden mi başladık?" başlıklı köşe yazısı
Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada bir videoya denk geldim; bir genç kadın, elinde Kur’an-ı Kerim mealiyle gözyaşları içinde, "Neden bu yaşıma kadar bekledim?" diye soruyordu. 30 yaşından sonra ilk kez kendi kitabını anlayarak okumanın verdiği o geç kalmışlık hissi, aslında modern çağın labirentlerinde kaybolmuş hepimizin ortak sancısıydı. Bu sahne üzerine düşünürken, edebiyatçı abimle yaptığımız o ufuk açıcı sohbeti hatırladım.
Bana dedi ki: "Bakıyorum da Dostoyevski’yi, Tolstoy’u, Sabahattin Ali’yi, Ömer Seyfettin’i, kısacası Türk ve dünya klasiklerinin hepsini hatmetmişiz. Bu harika bir şey. Ama hepimiz Müslüman olduğumuzu iddia ederken, adamakıllı bir tefsir bitirmemişiz. Ne İmam Ebu Hanife okumuşuz ne Gazali’nin ruh dünyasına girmişiz; ne Müslim’den ne Buhari’den haberimiz var. Bu ne büyük bir eksiklik!"
Gerçekten de öyle. Okuduğumuz her yazarın ekolüne kendimizi yakın hissedebiliyor, pragmatizmden varoluşçuluğa kadar pek çok akımın rüzgarına kapılıp gidiyoruz. O kitaplar üzerinden derin fikir sahibi olduğumuzu sanırken, bizi biz yapan asıl değerleri rafın en tozlu köşesinde bırakıyoruz. Oysa bizi biz yapan, tüm o klasiklere, felsefi metinlere ve hayata aynı perspektiften bakmamızı sağlayacak olan o "ana merkez" kitapları okumuyoruz. Bir akademisyen hocamın dediği gibi; Türkiye’de Kur’an maalesef sadece 200 ayet etrafında dönüyor. Sanki diğer sureler hiç inmemiş, o hitaplar bize söylenmemiş gibi bir aymazlık içindeyiz.
Nerede kendi değerlerimizi okumayı bıraktık, gerçekten merak ediyorum. Her şeye ve herkese inanmaya bu kadar hazırken, Allah’ın ayetlerini anlamayı adeta bir kenara itmişiz. Toplum olarak yaşadığımız yozlaşmanın temelinde, bu "okuryazarlık" yanılgısı yatıyor. Ben de kendi serüvenimde tüm klasikleri bitirdim, ardından kişisel gelişim, psikoloji ve sosyoloji üzerine okumalara daldım. Arayışımın içine dinler tarihini de kattım. Ancak şimdi anlıyorum ki; hepsine Kur’an’ın ışığında bakmak gerekiyormuş. Önceliğimiz kim olduğumuzu ve nereden geldiğimizi bilmek olmalıydı. Tabii ki dünyadaki bütün kitaplar okunabilir ve okunmalıdır; ancak biz sadece okumaya yanlış yerden başlamışız. Pusulayı eline almadan açık denize çıkan bir kaptan gibi, kütüphanemizin zenginliğiyle övünürken rotamızı çoktan kaybetmişiz. Şimdi o kapağı yeniden açıp, "İkra" (Oku) emrinin hakkını gerçekten verme vakti.
Next


