Aybüke Yıldız'ın "Kelebek kanadına balon" başlıklı köşe yazısı

Bazen çaresiz kalmak çok kırıcı. Sevdiğini sandığın insanlar aslında hayatında hiç yokmuş ve sen hep tek başına gülmüş, hatta ağlamışsın.

Affetmek benim için hep sadece bir kelimeden ibaretti. Çünkü canını yakmadığım ya da hata yapmadığım birinin, beni kırıp sonra “affet” demesi tamamen aptallık.

Hayatında kendinden önce sevdiğin insanları ön planda tutarsan, hep kaybeden sen olursun, mesela ben kaybettim.

Bir an kim olduğumu, her biriktirdiğim anıyı ve olmuş olduğum kadını unuttum. Her şeyden vazgeçtim. Şimdi bana ait iki parça eşyadan başka hiçbir şey kalmadı. Herkes “neden, niçin” sorusuna saplanıp kalırken bana sarılmayı unuttu.

Kim olduğunu unutmak mı? Epey mide bulandırıcıydı.

Kaç kere kaybettim sesimi, yeniden başarabilirim. Ama bu sefer sanki gözüm dünyanın geleceğinde yok gibi, sanki çok yaşamayacakmışım gibi.

Yaşamak eylemi, kendimi sevmeyi unuttuğumdan beri beni kurutuyor; sanki yamalı bir balonun inadına kargalarla arkadaş olmak istemesi gibiydi yaşamak eylemi.

Dünyanın gökyüzü benim için burukluklarla dolu; sevdiğim her insan sanki beni kalbimden yaralamak için bu şeytani oyunlarda anlaşmış gibiydi.

Kelebeğin kanadına balonlar bağlayıp, yaşaması için son an çırpınan o insan.

Sevgiyi kelebek ölene kadar bekletip sonra çırpınmak oldukça ahmakçaydı.

İnsanlar ise iki sevgi kırıntısı için ömürlerini heba ediyor. Yanlış insanlar size kendinizi çirkin ve yetersiz hissettirir.

Kelebek o balonlarla ne uçabilir ne de yaşayabilirdi. Ama insan işte; “ben sevdim, o gitti” demek için çırpındığı oyunlar...

“Affetmek” kelimesini sizlere bırakıyorum. Ve hiçbir şiirimde affetmeyi yazmadım, yazmayacağım.

Dünya güzelleşse bile, katledilen kadınları, çocukları ve hayvanları geri veremezsiniz.

Kara kargalar,
canavarları korumayı bırakın.