Aybüke Yıldız'ın "Gözler ve yalan" başlıklı köşe yazısı

Her şeyden kaçmak değildi ki içimdeki bu his; sanki kendimi nasıl sevdiğimi hatırlamak için sarf ettiğim bir çabaydı…

Gökyüzünün güzel olduğu zamanları seviyorum.
İnsan sesleri yerine denizin sesini ve kokusunu daha çok seviyorum.
Anlatmak istediğim her şeyi yazabilmek, kalbimin ritmine hükmediyor.

Peki Albayım, gözler yalan söyler miydi?
Onun gözleri sanki şiirlerime sarılmak isteyen birine aitti gibiydi.
Belki de ben yanılıyorumdur.

Aşk nedir bilmeden kaleme alan bir şairim.
Aşk bazen hissiz kalmak gibi geliyor, bazen ise onunla saatlerce konuşmak gibidir, diyorum.

Hissettiğim aslında karmaşa ve kocaman bir boşluktu.
Şuna eminim ki kimsenin hikayesini duymam gerekiyordu.

Bazen hissettiğiniz duygular değişebiliyor.
Şiirlerime kokusu bulaşmışken, ben onu unutmadığı kadın için teselli ettim.
Bazen istediğiniz şey ansızın gelir ve artık midenizi bulandırır.

Şair aşık olsa da Aybüke asla olmayacaktı.
Çünkü o aptal duygunun sonu kırgınlıklarla bitiyor ve sürekli ruhunu yamalayamaz...

Size bir tavsiye bırakacağım Aybüke olarak:
Unutamadığınız bir kadın varken, bırakın başka bir kadını sevmeyi, onunla konuşmayı bile denemeyin.

Şiirlerime sinen koku artık sadece okuyuculara aitti,
çünkü ben çoktan vazgeçmiştim.

— Ona diyebileceğim son şey:
“Ruhuna ve kalbine sarıl; bu kadar özlerken affetmeyi dene.”

Evet,
hikaye burada bitmişti.
Artık o şiirler, mühürlenmiş bir duyguya aitti ve hatırlanamazdı.

Son toplayıcı cümle olarak ise:
“Benim sevgim, sesini ruhuma ezberletmekti.”