Nuray Ertaş Balcı'nın "Toplumda aile" başlıklı köşe yazısı
Aile olmak sadece kan bağı ile ilgili değildir. Asıl mesele aynı ahlak, aynı duygu, aynı hassasiyeti taşıyabilmektir. Birbirlerini duymayan, yargılayan bireyler, aynı çatı altında ayrı odalarda sürdürülen yaşamlar sonucu aile bireyleri birbirine yabancılaşır. Oysa bir çocuğun en büyük ihtiyacı mükemmellik değil gerçekten anlaşılmak, değer görmek, fark edilmektir. Burada bir annenin de buna ihtiyacı olduğunu vurgulamak istiyorum. Tüm değerlerin, davranışların, kimliğin, şekillendiği yer aile değil midir? Çocuklar en çok da görerek öğrenmez mi? Aile içerisinde yaşanan çoğu çatışma aslında sorun değil bir çağrıdır:
Beni anla.
Beni gör.
Beni olduğum gibi kabul et çağrısı.
Bu özgüven de değildir. Bireyin en temel hakkıdır. Görülmek, anlaşılmak, kabul edilmek. Bugün aileler, aile olduğunu düşünenler şu soruyu kendilerine sormalılar:
Biz gerçekten bir aile miyiz? Yoksa aynı çatı altında yaşamımızı mı sürdürüyoruz?
Günümüzde yaşanan onca katliam sebebini herkes bir yerlere bağlıyor. Psikolojik, dini, teknolojik, çevresel gibi… Her birine ayrı ayrı katılıyorum da fakat kimse dönüp de kendine benim bunda payım var mıdır? Nedir? Demiyor. Hele de bir aile ise bu bireyler bu sorunun cevabını daha da derinden hissetmeliler. Toplumda herkesin görevi, kuralları olmalı o ayrı fakat en başta temeli aile de atmıyor muyuz?
Başkalarını suçlayanın daha çok gidecek yolu vardır.
Kendini suçlayan yolu yarılamıştır.
Kimseyi suçlamayan ise çoktan varmıştır.
Düsturuyla hareket etsek, her birey sorumluluğunu bilse, sevgi, ilgi, kural, denge, alan, evde ailede başlasa herkes kendine dönse, her şey belki daha başka daha güzel olmaz mı? Olmaz mıydı?
Daha güzel günlere daha farkındalıkla, bilinçle, harekete geçerek!



