Nuray Etaş Balcı'nın "Leyla" başlıklı köşe yazısı

Söylene söylene çıktı odasından. “Neymiş efendim günde kaç kere sofra kurulurmuş, kaç kere yemek yenirmiş? Bu evde saat başı sofra kurulurmuş. Karnı daha acıkmamış.”

Leyla alışkındı kayınpederinin bu sözlerine artık iyice kulağını tıkamıştı ki cevap dahi vermiyordu ona “Geç otur baba! En sevdiğin çorbayı yaptım dedi.’ Mis gibi bol sarımsaklı tarhana çorbasını önüne koyarken.

— Babam nerede kaldı anne, dedi Mehmet.

Mehmet ve Mustafa ellerini yıkayıp oturmuştu masaya çorbalarının önlerine gelmesini beklerken. “Bu akşam babanız biraz geç gelecek çocuklar. Biz yemeğimizi yiyelim” dedi Leyla. Sakince yemeklerini bitirip odalarına geçen çocuklar oyunlarını oynarken anneleri Leyla masayı toplayıp bulaşıkları yıkadı. Kayınpederinin akşam ilaçlarını getirip “İyi istirahatler baba” dedi. Odasından çıktı. Kulakları zor işiten yaşlı dede, her zamanki gibi duymayıp söyleniyordu kendi kendine. “Ne bir söz söyler ne bir güler yüzü var. Bu ne biçim gelin” diye. Leyla her zamanki gibi duymazdan geldi. Çocukların odasına geçerek “Haydi bakalım uyku vakti. Dişler fırçalansın, eller-ayaklar yıkansın, yatağa geçilsin.” Çocuklar, denileni itirazsız yaptılar. Anneleri onlara uyku öncesi masallarını okuyup, yanaklarına buseler kondurup, lambayı kapatıp odadan ayrıldı. Oturma odasına geçip televizyonu açtı. Kumandayı eline aldı. Bir o kanal bir bu kanal istemsizce zamping yapıyordu. Aklı kocasındaydı. Gelecekti biliyordu ama ne zaman ve nasıl gelecekti? İçinde bir huzursuzluk hissetti. Bu ilk değildi çünkü. Halil bunu hep yapıyordu. Saat çoktan gece yarısını devirmişti. Zil çaldı. Leyla kapıya yöneldi. O sırada Halil, tekrar tekrar zile basıyordu. Kapıyı açan Leyla gördüğü manzara karşısında donakaldı. Bir anda gözleri doldu. Eşi Halil, her zamanki gibi içmiş, zilzurna sarhoş olmuştu. Fakat bu sefer eve tek gelmemişti. Yanında derin dekolteli kırmızı saten elbisesi içinde tüm vücut hatları belli, simsiyah saçlı bir hanımefendi(!) ile iri yarı cüsseli ağzında sakızı olan kumral bir beyefendi(!) vardı. Onlar da ağızlarındaki içki kokusu ile içeriye girdiler. Leyla bir kelime dahi edememişti. Buz olmuştu içi Halil’e karşı. Aklından türlü şey geçiyordu Leyla’nın. Kendi içtiği yetmiyormuş gibi bir de arkadaşlarını getirmişti Halil. Ne yapmalıydı? “Defolun gidin” deyip bağırsa mıydı? Bunu nasıl yaparsın, diye hesap mı sorsaydı? Polisi mi arasaydı, ailesini mi? Yoksa susup ağlasa ve içine atarak gecenin geri kalanında onlara hizmet mi etseydi? Leyla, tüm bu düşüncelerle boğuşurken “Misafirlere masa hazırla” sesiyle irkildi. Ağlayarak dualar etmeye başlamıştı bile. “Allah’ım ne olur çocuklarım uyanmasın, görmesinler, duymasınlar.” Halil ve arkadaşları eğlencelerine salonda devam ediyorlardı. Kahkahalar eşliğinde şarkılar söylüyorlardı. Leyla bir yandan onlar için yiyecek bir şeyler hazırlıyor bir yandan da “acaba polisi mi arasam”, diye düşünüyordu. Ne yapacaktı? Bu gece nasıl sabah olacaktı? Bu adama daha fazla tahammülü kalmamıştı. İçkisi, eve geç gelişleri yıllardır aynıydı ama bu gece yaptığı apayrıydı. Çıkmazdaydı Leyla. Ne yapacağını bilemiyordu. Sessiz sessiz ağlarken “Allah belanı versin be adam!” diye geçirdi içinden. Ve omzuna dokunan el ile irkildi. Halil “En güzel kıyafetini giy yanımıza gel” diyordu. Duydukları karşısında şok yaşayan Leyla, nasıl olur, bunu bana nasıl dersin, bile diyemeden Halil odaya, arkadaşlarının yanına geçmişti bile. Bu yaşananları hak edecek ne yapmıştı? Sürekli suçluyordu kendini. Neden onca zaman sabretmişti ki bu adama? Nasıl başa çıkacaktı şimdi bu yaptıklarıyla. Aklına tek gelen sabah olduğunda hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağıydı. Bunca yıldır sabrettiği bu adamla artık yolun sonuna gelmişti. Odadan yankılanan Halil’in sesi kulaklarını tırmaladı. “Leyla nerede kaldın? Hadi çabuk gel!”

Bu ses ile artık mutfak çekmecesinde ne kadar ilaç varsa hepsini hızlıca topladı Leyla. Bir sürahi su ve bir bardak alarak çocukların odasına girdi, kapıyı da kilitledi. Ağlaya ağlaya önce Mehmet’e sonra Mustafa’ya içirdi ilaçlardan. Ardından kendisi de içti ne kadar ilaç varsa…

Birbirlerine sarılarak derin uykuya daldılar…

GEÇEN HAFTA YAYIMLANAN ‘’BUL BENİ ‘’ BAŞLIKLI YAZININ CEVABI: YÜZÜK