Ali Keskinsoy'un "Gençliğimiz neden bu hale geldi?" başlıklı köşe yazısı
Son günlerde okullarda yaşanan üzücü olaylar, sadece bir eğitim meselesi değil; aynı zamanda bir vicdan, bir ahlak ve bir değerler meselesi olarak karşımızda durmaktadır. Hepimizin yüreğini yakan bu hadiseler karşısında sormamız gereken en önemli soru şudur: Bu çocuklar neden bu hale geldi?
Bir çocuk doğduğunda tertemiz bir fıtrat üzere dünyaya gelir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu gerçeği şöyle ifade eder:
“Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra onu anne babası Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar.” (Buhari)
Yani çocuk aslında masumdur; onu şekillendiren çevresidir, ailesidir, gördüğü örneklerdir. Bugün çocuklarımızın kalbini neyle dolduruyoruz? Ekranlarla, şiddetle, öfkeyle, değersizlikle… Sevgiyle değil, merhametle değil, sabırla değil. İşte sorun tam da burada başlıyor.
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrim, 66/6 meali)
Bu ayet bize şunu hatırlatır: Sorumluluk sadece çocuğu büyütmek değil, onu korumaktır. Sadece karnını doyurmak değil, kalbini de doyurmaktır. Eğer bir çocuk sevgi görmezse, ilgi görmezse, doğruyu yanlışı öğrenmezse; boşluğu yanlış şeylerle doldurur.
Bugün bazı çocuklar öfkeyle hareket ediyor, şiddeti çözüm zannediyor. Peki bu öfkeyi kim öğretti? Sürekli kavga eden ekranlar, şiddeti öven diziler, “güçlü olan kazanır” anlayışı… Bunlar çocukların zihnine işlenince, merhamet geri plana itiliyor.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.” (Buhari)
Merhametin olmadığı yerde şiddet büyür. Sevginin olmadığı yerde öfke çoğalır. İşte bugün yaşadığımız olaylar bunun acı bir sonucudur.
Bir diğer önemli mesele ise yalnızlıktır. Kalabalıklar içinde yalnız büyüyen çocuklar… Anne baba var ama ilgisi yok. Ev var ama huzur yok. Böyle bir ortamda yetişen bir çocuk, kendini ifade edecek yolu bulamazsa, yanlış yollara sapabilir.
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur:
“Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Ra’d, 13/28 meali)
Kalbi boş kalan bir çocuk, huzuru başka yerde arar. Ama o huzuru bulamaz. Çünkü gerçek huzur, imanla, değerle, anlamla gelir.
Burada hepimize görev düşüyor. Sadece öğretmenlere değil, sadece anne babalara değil; topluma düşüyor. Çocuklarımızı sadece başarıya değil, ahlaka da yönlendirmeliyiz. Sadece sınavlara değil, hayata hazırlamalıyız. Onlara “başarılı ol” demek yetmez; “iyi insan ol” demeyi öğretmeliyiz.
Unutmayalım ki bir çocuğu yetiştirmek, sadece büyütmek değildir; ona yön vermektir. Eğer biz yön vermezsek, başkaları verir. Eğer biz değer vermezsek, değersizlik doldurur.
Sonuç olarak; bugün yaşanan bu acı olaylar bir uyarıdır. Bir çocuğun hatası gibi görünse de aslında bir toplumun eksikliğidir. O yüzden çözüm de toplumsaldır.
Geliniz çocuklarımızın kalbine yeniden merhameti yerleştirelim. Onlara sevgiyi öğretelim. Onlara Allah’ı anlatalım. Çünkü Allah’ı bilen bir kalp, zulmetmez; Allah’tan korkan bir yürek, zarar vermez.
Rabbimiz bizlere emanet edilen evlatlarımızı doğru yetiştirmeyi nasip eylesin. Kalpleri imanla, hayatları güzel ahlakla dolu bir nesil yetiştirebilmeyi hepimize lütfeylesin. Çünkü kurtuluş, sadece bilgide değil; imanlı ve ahlaklı bir gençliktedir.



