Ayşenur Elmacı'nın "Canım çiftçi, yüzün ne zaman gülecek?" başlıklı köşe yazısı

Canım çiftçi… Yüzün hiç gülmedi. Görünen o ki bu düzen böyle devam ederse gülmeyecek de…

Ne fındık zamanı emeğinin karşılığını alabildin ne mısır zamanı… Ne buğdayda kazandın ne arpada… Mazotun, gübren, ilacın ve işçilik giderlerin sürekli arttı; fakat sıra senin ürününün fiyatını belirlemeye gelince herkes üç maymunu oynadı.

Bu yıl fındık üreticisi yine büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. Toprak Mahsulleri Ofisi, yüzde 50 sağlam iç fındık esasına göre kilogram başına alım fiyatını Giresun kalite için 255 TL, Levant kalite için ise 250 TL olarak açıkladı. Ancak zirai stopaj, hizmet bedeli ve diğer kesintiler hesaba katıldığında üreticinin eline geçen para daha da azalıyor. Levant kalite fındıkta yaklaşık 7,5 TL’lik kesintiyle fiyat 242,5 TL’ye kadar düşüyor.

Kağıt üzerinde açıklanan fiyat böyleyken serbest piyasada fındık 160-165 TL bandında işlem görüyor. Üretici borcunu ödemek, işçisinin parasını vermek ve evinin ihtiyaçlarını karşılamak için ürününü bekletmeden satmak zorunda kalıyor. Bunun adı serbest piyasa değil, üreticinin çaresizliğinden yararlanmaktır.

Peki, çiftçinin alın terini koruması gereken kurumlar nerede?

Fındık üreticilerinin ortaklığıyla kurulan FİSKOBİRLİK, kilogram fiyatını ortak üreticiler için 195 TL, ortak olmayan üreticiler için ise 185 TL olarak belirledi. TMO’nun açıkladığı rakamın bile altında kalan bu fiyatlar karşısında çiftçi kime güvenecek?

FİSKOBİRLİK üreticinin değilse kimin birliğidir?

Bir kurumun adında “üretici birliği” yazması yeterli değildir. Asıl önemli olan, zor zamanda üreticinin yanında durabilmesidir. Çiftçi ürününü yok pahasına satmak zorunda kalırken düşük fiyat açıklamak, üreticiyi korumak değil; piyasanın insafına terk etmektir.

TMO da FİSKOBİRLİK de bugüne kadar çiftçinin yanında ne zaman gerçek anlamda durdu?

Fiyat açıklamak tek başına yeterli değildir. Üreticinin kolayca ulaşabileceği alım noktaları oluşturulmalı, ödeme süreleri kısaltılmalı ve ürün tesliminde çiftçiyi bezdiren işlemler ortadan kaldırılmalıdır. Açıklanan fiyat, yalnızca tabelada kalmamalı; serbest piyasayı da yukarı çekecek güçlü ve kararlı bir alım politikası uygulanmalıdır.

Çünkü çiftçinin beklemeye gücü yok. Bahçeye yaptığı masraf borçla, hasat gideri borçla, evinin geçimi borçla dönüyor. Ürün dalından indiği anda ödeme kapıya dayanıyor. Bunu bilen tüccar fiyatı düşürüyor, bunu bilen kurumlar ise sessiz kalıyor.

Yazık değil mi bu çiftçiye?

Bir yıl boyunca bahçesinde çalışan, yağmurla, güneşle, donla ve hastalıklarla mücadele eden üretici; hasat sonunda kazanan değil, borç kapatan taraf oluyor. Üreten yoruluyor, aracılar kazanıyor. Çiftçiye ise gelecek yıl aynı mücadeleyi sürdürebilmesi için yeniden borçlanmak kalıyor.

Bu düzen böyle devam ederse yalnızca çiftçi kaybetmeyecek. Köyler boşalacak, gençler tarımdan uzaklaşacak ve üretim azalacak. Bugün üreticinin sesini duymayanlar, yarın sofralarındaki ürünün neden pahalı olduğunu sorgulamak zorunda kalacak.

Çiftçi sadaka istemiyor. Ayrıcalık da istemiyor. Sadece alın terinin karşılığını, emeğinin değerini ve hakkı olan adil fiyatı istiyor.

Canım çiftçi…

Sen üretmeye devam ediyorsun ama seni koruması gerekenler ne yazık ki yalnızca izliyor. Yine de unutulmasın: Çiftçinin yüzü gülmeden bu ülkenin yüzü gülmez.