Ali Keskinsoy'un "Dilin günahı, kalbin yarası: Gıybet, dedikodu ve kul hakkı" başlıklı köşe yazısı
Değerli okuyucularımız;
İnsan, diliyle yükselir de düşer de… Bir söz, gönül alır; bir söz, ömür boyu kapanmayan yaralar açar. Bugün toplumumuzda farkında olmadan en çok işlenen günahlardan biri, gıybet ve dedikodudur. Bir başkasının arkasından konuşmak, onun hoşlanmayacağı şeyleri dile getirmek; çoğu zaman “laf olsun” diye başlayan sohbetlerde büyük bir vebale dönüşmektedir.
Oysa Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de bizleri açıkça uyarmaktadır:
“Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Birbirinizin kusurunu araştırmayın ve birbirinizin arkasından konuşmayın. Sizden biri, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz.” (Hucurat, 49/12)
Bu ayet, gıybetin ne kadar çirkin ve ağır bir günah olduğunu gözler önüne sermektedir. İnsan, ölü kardeşinin etini yemekten nasıl iğrenirse, gıybetten de öyle iğrenmelidir.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) gıybeti çok açık bir şekilde tarif etmiştir. Sahabeye sorar:
“Gıybet nedir biliyor musunuz?”
Sahabeler: “Allah ve Resulü daha iyi bilir” derler.
Efendimiz buyurur ki:
“Gıybet, kardeşini hoşlanmayacağı bir şeyle anmandır.”
“Ya söylediğimiz şey onda varsa?” denilince,
“Eğer onda varsa gıybet etmiş olursun, yoksa iftira etmiş olursun” buyurur.
Bugün bakıyoruz; çay sohbetlerinde, komşu ziyaretlerinde, telefon konuşmalarında dilimiz hep başkalarının hayatında dolaşıyor. “Ben doğruyu söylüyorum”, “Ben bildiğimi söylüyorum” diyerek kendimizi rahatlatıyoruz. Ama unutuyoruz ki doğru da olsa, arkasından konuşmak yine günahtır.
Bir de dedikodu vardır… Dedikodu, laf taşıyarak insanları birbirine düşürmek, fitne çıkarmaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu konuda çok net buyurmuştur:
“Söz taşıyan kimse cennete giremez.”
Ne acıdır ki bazen bir söz, bir aileyi dağıtır; bir laf, yılların dostluğunu bitirir; bir dedikodu, insanları birbirine düşman eder.
Gıybet ve dedikodunun en ağır sonucu ise kul hakkıdır. Çünkü kul hakkı, Allah’ın affına bırakılmamış bir haktır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurur:
“Kimin kardeşinin hakkı üzerinde varsa, altın ve gümüşün fayda vermeyeceği gün gelmeden önce onunla helalleşsin.”
Kul hakkı, sadece malda değil; sözde, iftirada, kalp kırmada, itibar zedelemede de vardır. Bir insanın arkasından konuşarak onun onurunu kırmak, belki de onun yıllarca taşıyacağı bir yaraya sebep olmaktır.
Yine Efendimiz buyurur:
“Gerçek müflis, kıyamet günü namazla, oruçla, zekatla gelir; fakat şuna sövmüş, buna iftira atmış, bunun malını yemiştir. Onun sevapları alınıp hak sahiplerine verilir. Sevapları biterse, onların günahları ona yüklenir ve cehenneme atılır.”
Düşünün… Yıllarca ibadet etmiş bir insan, sadece dili yüzünden bütün sevaplarını kaybedebilir.
Değerli kardeşlerim;
Dil, küçük bir uzuvdur ama vebali çok büyüktür. Bir sözle gönül alabiliriz, bir sözle gönül yıkabiliriz. Mümin, diline sahip olan insandır. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurmuştur:
“Allah’a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya da sussun.”
Gelin, bu yazıyı okuduktan sonra kendimize söz verelim:
– Kimsenin arkasından konuşmayalım,
– Duyduğumuz her sözü taşımayalım,
– Kalp kırmaktan, itibar zedelemekten sakınalım,
– Kırdığımız varsa helallik alalım.
Unutmayalım ki kul hakkıyla Allah’ın huzuruna çıkmak, insanın en ağır imtihanıdır.
Rabbimiz buyuruyor:
“Şüphesiz Allah, adaleti ve iyiliği emreder.” (Nahl, 16/90 meali)
Rabbimiz bizleri diliyle günaha girenlerden değil, diliyle gönül alanlardan eylesin. Gıybetten, dedikodudan ve kul hakkından hepimizi muhafaza buyursun.
Amin.
Next


