Ali Keskinsoy'un "Her merhaba bir elvedanın habercisidir" başlıklı köşe yazısı

Aziz ve kıymetli okuyucularımız;

Hayat dediğimiz şey, aslında gelişle gidiş arasında kısa bir yolculuktur. İnsan doğar, büyür, yaşar ve bir gün mutlaka bu dünyadan göç eder. Onun için eskiler ne güzel söylemiş: “Her merhaba, bir elvedanın habercisidir.” Çünkü doğum varsa ölüm de vardır. Gelen gider, başlayan biter, açan solar. Bu hakikat, hepimizin bildiği ama çoğu zaman düşünmekten kaçındığı en büyük gerçektir.

Bir gün tabutta taşınan bir cenazeyi gören bir adam, yanındakine sormuş: “Neyi vardı, niye öldü?” O da şöyle cevap vermiş: “Doğduğu için öldü.” İşte ölüm bu kadar yakın, bu kadar gerçek ve bu kadar kaçınılmazdır.

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur: “Her nefis ölümü tadacaktır.” Bu ayette ölüm için “tatmak” ifadesi kullanılır. Demek ki ölüm herkes için aynı değildir. Kimi için acı bir ayrılık, kimi için ebedi huzura açılan bir kapıdır. Dünyaya bağlanan için ölüm zordur; ahirete hazırlanan mümin için ise bir evden başka bir eve göç etmektir.

Mevlana Hazretleri ölüm gecesine “Şeb-i Arus”, yani “düğün gecesi” demiştir. Çünkü o, ölümü yok oluş değil, Rabbine kavuşma olarak görmüştür. Peygamber Efendimiz de vefatına yakın “En yüce dosta gidiyorum” buyurarak bize bu hakikati hatırlatmıştır.

İnsan bu dünyada üç şeyle yaşar: Malı, ailesi ve ameli. Malı ölümle geride kalır. Ailesi onu kabre kadar götürür ve döner. Fakat ameli onunla beraber gider. İyi amelleri varsa kabirde nur olur, kötü amelleri varsa insanı zor durumda bırakır. O halde asıl yatırım, bizimle beraber kabre gidecek olan salih amellerdir.

Dünya insanı çok oyalar. Ev, araba, makam, para, diploma, şöhret… İnsan bunların peşinde koşarken asıl yurdunu unutur. Halbuki bu dünya geçici bir duraktır. Asıl hayat ahiret hayatıdır. Kur’an bize bildirir ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence ve imtihandır. Asıl kalıcı olan ahirettir.

Peygamber Efendimiz dünya ile ahiretin farkını anlatırken şöyle buyurmuştur: “Biriniz parmağını denize daldırıp çıkarsın. Parmağına bulaşan su dünyadır; denizin tamamı ise ahirettir.” Düşünün, bir damla için deniz kaybedilir mi? İşte insanın dünyadaki ömrü, ahiretin yanında bu kadar kısadır.

Kabir ise ahiret yolculuğunun ilk durağıdır. Hz.Osman bir kabir gördüğünde ağlardı. Kendisine “Cenneti ve cehennemi duyunca bu kadar ağlamıyorsun da kabri görünce niye ağlıyorsun?” diye sorulduğunda şöyle demiştir: “Kabir ahiret duraklarının ilkidir. Eğer insan orada kurtulursa sonrası kolay olur; orada zorlanırsa sonrası daha çetin olur.”

Bugün kabre hazırlık yapmanın yolu bellidir: Namazı ihmal etmemek, helal lokmaya dikkat etmek, kul hakkından sakınmak, anne babaya hürmet etmek, sadaka vermek, tövbe etmek ve güzel ahlakla yaşamaktır. Kabir karanlıksa, namaz oraya nur olur. Kabir darsa, salih amel orayı genişletir. Kabir yalnızlıksa, Kur’an ve dua insana yoldaş olur.

İnsan öldüğünde geride kalanlar “Ne bıraktı?” der. Melekler ise “Ne getirdi?” diye sorar. İşte fark buradadır. Dünya insanı mirasa bakar, ahiret ise amele bakar. O yüzden asıl mesele çok mal bırakmak değil, Allah katına temiz bir amel götürebilmektir.

Bir ibretli kıssa anlatılır. Abbasi halifesi Harun Reşid, bir gün Behlül Dana’dan nasihat ister. Behlül mezarlıkta iki kabir arasında uyurken bulunur. Uyandırılınca kızar. Sonra Harun Reşid’in huzuruna gelir ve der ki: “Rüyamda büyük bir saltanatım vardı. Tahtım, askerlerim, servetim vardı. Beni uyandırdılar, gözümü açtım; hepsi kayboldu.” Harun Reşid gülerek, “Gözünü açınca kaybolan saltanat nasıl saltanattır?” der. Behlül şu cevabı verir: “Benim saltanatım gözümü açınca bitti; seninki ise gözünü kapatınca bitecek.” Sonra şöyle ekler: “Toprağın altında en çok ölülerin pişmanlıkları vardır.”

Evet, kabirde herkesin dilinde “keşke” olacaktır. Keşke namazımı kılsaydım. Keşke tövbe etseydim. Keşke kalp kırmasaydım. Keşke kul hakkına girmeseydim. Keşke Allah’ın rızasını dünyanın geçici menfaatlerine tercih etseydim. Fakat oradaki keşkenin faydası yoktur. Faydalı pişmanlık, bu dünyadayken yapılan pişmanlıktır.

Öyleyse gelin, pişmanlığı kabre bırakmayalım. Ölüm gelmeden önce ölüme hazırlanalım. Namazımıza, tövbemize, ahlakımıza, helalimize, haramımıza dikkat edelim. Çünkü ölüm uzak değil, sadece zamanı gizlidir. Ne erken gelir ne geç gelir; tam vaktinde gelir. Ama insan çoğu zaman hazırlıkta geç kalır.

Rabbimiz bizlere ölümü unutmayan, dünyaya aldanmayan, kabre hazırlıklı giden kullardan olmayı nasip eylesin. Son nefesimizi imanla, kabir hayatımızı nurla, ahiretimizi cennetle şereflendirsin. Amin.