Ali Keskinsoy'un "Ramazan’a hazırlık için 7 görev" başlıklı köşe yazısı

Değerli okuyucularımız;
Ramazan-ı Şerif’e doğru adım adım yaklaşıyoruz. Takvim yaprakları ilerledikçe sadece günler değil, büyük bir misafir de bize doğru geliyor. Çünkü Ramazan sıradan bir ay değil; on bir ayın sultanıdır. Sultan geliyorsa, onu karşılamak gerekir. Hazırlık yapmak gerekir. Kalbiyle, niyetiyle, planıyla hazırlanmak gerekir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Ramazan gelmeden iki ay önce bu mübarek ay için dua etmeye başlardı. Onun dilinden düşmeyen dua şuydu:
“Allah’ım! Recep ve Şaban aylarını bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.”

Bu dua bize şunu öğretir: Ramazan kendiliğinden gelmez; isteyene, hazırlanana, kıymet bilene gelir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Ramazan geldiğinde ashabını müjdelerdi. Bu ayın ne kadar kıymetli olduğunu, feyzinden mahrum kalan kişinin büyük bir kayıp yaşayacağını haber verirdi. Mümin için Ramazan, bir yük değil; kazanç mevsimidir.

Kur’an-ı Kerim’de münafıkların, inen ayetler karşısında alaycı bir tavır takındıkları anlatılır. “Bu ayet hanginizin imanını artırdı?” derlerdi. Ardından Rabbimiz müminleri şöyle tarif eder:
“Ama iman edenlerin imanını artırır ve onlar buna sevinirler.”

Ramazan da böyledir. Mümin Ramazan’a sevinir. Çünkü bilir ki; bu ay, imanın tazelendiği, kalbin dirildiği bir aydır.

Bir pazarcıyı düşünelim. Yılda bir gün pazarı çok kalabalık geçecekse, o gün daha çok yorulur ama hiç şikayet etmez. Çünkü kazanç büyüktür. Ramazan da böyledir. Oruç yorabilir, teravih zorlayabilir ama kazanç büyük olduğu için mümin sevinir.

Ramazan’a ulaşmak başlı başına bir nimettir. Ama Ramazan’a ulaşıp da onun farkına varamamak büyük bir kayıptır. Bu yüzden “Elhamdülillah Ramazan’a ulaştım” demek yetmez;
“Allah’ım, Ramazan’ı hakkıyla yaşamayı da bana nasip et” diye dua etmek gerekir.

“Ben Ramazan’ı zaten iyi geçiririm” demek tehlikelidir. Çünkü şeytan en çok ibadet ehline tuzak kurar. O yüzden Ramazan’a Allah’tan yardım isteyerek girmek gerekir.

Ramazan’a hazırlığın en önemli adımlarından biri niyet ve programdır. Kişi kendine şunu sormalıdır:
“Bu Ramazan’da neyi değiştireceğim?”

– Teravih namazı mutlaka camide kılınmalı, özellikle ilk teravih asla ihmal edilmemelidir.
– Sahurdan sonra mümkünse sabah namazı camide kılınmalıdır.
– “İşe gideceğim” bahanesiyle sabah namazı geri plana atılmamalıdır. Akşam biraz erken yatmak mümkündür. Şeytan akşam hesap yaptırmaz ama sabah dakikaları hesaplattırır.

Ramazan’a tertemiz girmek gerekir. Nasıl ki misafir gelmeden ev temizlenir, Ramazan gelmeden de kalp temizlenmelidir.
Tövbe, Ramazan’a açılan en büyük kapıdır.

Namaz kılmayan biri için Ramazan, başlangıç kararı alma zamanıdır. “Ramazan’dan sonra kılarım” demek yerine, Ramazan’la birlikte namaza başlamak gerekir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir sahabeye şöyle nasihat etmiştir:
“Namazını, dünyaya veda eden bir kimsenin kıldığı son namaz gibi kıl.”

Bu söz bize şunu hatırlatır: Bu Ramazan son Ramazanımız olabilir.

Ramazan’la ilgili hükümleri öğrenmek zor değildir. Basit bir ilmihal ile orucun, teravihin ve Ramazan ibadetlerinin hükümleri rahatlıkla öğrenilebilir. Bilmeden yapılan ibadet eksik kalır; bilerek yapılan ibadet bereketlenir.

Salih insanlar Ramazan gelmeden önce “Ya Rabbi bizi Ramazan’a ulaştır” diye dua eder, Ramazan bitince de “Ya Rabbi Ramazan’ı bizden kabul eyle” diye niyaz ederlerdi. Onlar Ramazan’la yaşar, Ramazan’la nefes alırlardı.

Normalde farz ile sünnet kıyaslanmaz. Ama Ramazan’da Allahuteala farzlara kat kat, sünnetlere farz sevabı verir. Bu yüzden Ramazan’ın her anı, her dakikası, her saniyesi çok değerlidir.

Şimdiden hazırlanalım. Kalbimizi, dilimizi, niyetimizi hazırlayalım. Ramazan’ı dolduracak şey iftar sofraları değil; iman, ibadet ve güzel ahlaktır.

Allahuteala bizleri sağlık, sıhhat ve afiyet içinde Ramazan’a ulaştırsın.
Rabbimiz Ramazan-ı Şerif’imizi şimdiden hayırlı ve mübarek eylesin. Amin.