Remzi Akbaş'ın "Göz göre göre suç işleniyor" başlıklı köşe yazısı

Karasu Belediyesi şirketi KARSAŞ tarafından Doğu Karadeniz Caddesi sahil lokasyonunda kumun üzerine inşa edilen beton yapı kamuoyunda büyük tepkiye yol açtı.

T.C. Anayasası'nın 43.maddesi kıyıların hukuki statüsünü kesin bir dille çizer.

"Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir."

Kıyılar, devletin özel mülkü olmadığı gibi belediyelerin de tasarrufuna bırakılmış genel mülkiyet alanları değildir; doğrudan halkın ortak kullanımına ayrılmış kamu malıdır. Dolayısıyla buraların doğal yapısını bozacak ortak kullanım dışı müdahaleler doğrudan Anayasa ihlalidir.

3621 Sayılı Kıyı Kanunu, sahil şeritleri ile kıyı arasındaki çizgiyi net biçimde ayırır. Kıyı kenar çizgisi içinde (yani deniz ile bu çizgi arasında kalan, deniz kumu alanında) yapılaşma şartları son derece katıdır.

Yapılaşma Yasağı (Madde 6)'na göre;

Kıyıda, duvar, çit, parmaklık, tel örgü gibi engeller oluşturulamaz. Kıyıyı değiştirecek boyutta kazı yapılamaz; kum, çakıl alınamaz veya çekilemez. Kıyılar mülkiyete konu edilemez ve buralarda kalıcı yapı yapılamaz.

İstisnai yapılar:

Kıyıda sadece kamu yararının zorunlu kıldığı; iskele, liman, barınak, dalgakıran gibi hidrolik yapılar ile sahil güvenliği sağlamaya yönelik tesisler inşa edilebilir. Belediye dahi olsa, rekreasyon veya meydan adı altında deniz kumunun üzerine KALICI BETON dökülmesi bu istisnalar kapsamına girmez.

Kumun üzerine dökülecek beton, bu yasağın en ağır biçimde delinmesidir. (Sahil Park'ın durumu da böyledir.)

Danıştay 6.Dairesinin (Esas 1998/865, Karar 1999/1147 sayılı ve 03.03.1999 tarihli Kararı): “İşlem ile her ne kadar, Kıyı Kanunu ve Yönetmeliği hükümlerine ve plan kararlarına uyulması, toplumun yararlanmasına açık tutulması ve geliş geçişin engellenmemesi kaydıyla kiralanma öngörülmüşse de, bu şekilde bir kira sözleşmesi ile de olsa, doğal niteliği itibariyle kamu malı olan kıyılarda kamu yararını ortadan kaldıracak veya engelleyebilecek biçimde ve bu yerlerden herkesin eşit olarak yararlanma hakkını kısıtlayabilecek özel mülkiyet ilişkisinin kurulması olanağı bulunmamaktadır.” gerekçeli kararı ile de eşit yararlanma hakkını kısıtlayacak herhangi bir hukuki ilişki kurulmasının mümkün olmadığı hüküm altına alınmıştır.

Yüksek yargı, belediyelerin plaj alanlarını halka kapatmasını, buraları BETON dökerek otopark, çay bahçesi, düğün salonu veya kilit parke taşlı yürüyüş yolu haline getirmesini kamusal yarara ve kıyı mevzuatına aykırı bularak iptal etmektedir.

Böyle bir durumda yapılacak hukuki işlemler bellidir.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı il müdürlüklerine ve valiliğe dilekçe vererek kıyı ihlalinin tespiti ve betonun kaldırılması (yıkımı) talep edilebilir.

Belediyenin bu BETONLAMA işlemine dayanak yaptığı bir meclis kararı veya imar planı revizyonu varsa, yürütmenin durdurulması istemli "İmar Planının ve İdari İşlemin İptali" davası açılabilir.

İlgili belediye yetkilileri hakkında TCK 184 (İmar kirliliğine neden olma) ve TCK 257 (Görevi kötüye kullanma) uyarınca Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulabilir.

Dolayısıyla yukarıdaki hukuksal doneler değerlendirildiğinde burada suç işleniyor. Kaldı ki, Sakarya Büyükşehir Belediyesi Başkanı Yusuf Alemdar'ın bir TV kanalındaki açıklaması da yapılanın usulsüz olduğu ve suç işlendiği yönündedir. Demek ki bu konuda Karasu Belediyesi Büyükşehir Belediyesi'ne danışma gereğini bile duymamış. Bazı siyasi parti temsilcilerinin bu konudaki eleştirisi yetersizdir. Hukuki işlem başlatılmalıdır. Eğer kanunda belediyelere ayrıcalık gerektiren yeni bir düzenleme varsa bu açıklanarak tartışmalar sonlandırılabilir. Yoksa göz göre göre suç işleniyor.