Remzi Akbaş'ın "Bu çocuklar neden okudu?" başlıklı köşe yazısı
Türkiye yüksek okul ve lisans mezunu öğrenci sıralamasında Avrupa’nın birçok ülkesinden daha iyi durumda. Ancak işsizlik açısından bakıldığında durum tersini gösteriyor.
Geçtiğimiz hafta açıklanan
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK)verilerine göre lisans mezunlarının kayıtlı istihdam oranı 2024 yılında yüzde 75 iken 2025’te 73,9’a geriledi. Ön lisans mezunları için kayıtlı istihdam oranıysa 2024’te yüzde 66,4’den 2025’te yüzde 65,7’ye düştü.
Bu bize neyi gösteriyor?
Üniversite mezunları sayıları artarken iş bulmakta güçlük çeken veya iş bulamayan sayılar da artıyor. Özellikle mezun oldukları bölüm mesleğine göre iş bulmak neredeyse imkansız!
Türkiye’de her geçen gün sayısı artan üniversiteler, yıllardır gençlerin geleceğe dönük en büyük umudu, ailelerin ise fedakarlıkla örülü en temel yatırımı oldu. "Yeter ki okusun, hayatını kurtarsın" düşüncesiyle dirsek çürüten milyonlarca genç; lisans, yüksek lisans ve hatta doktora diplomalarını alarak mezun oluyor. Ancak eğitim hayatı bittiğinde karşılaştıkları acı gerçekle baş başa kalıyor.
Günümüzde yüz binlerce nitelikli genç, yıllarca eğitimini aldığı branşlarda, mesleki formasyonuna uygun bir iş bulamıyor. Mühendisler, sosyologlar, öğretmenler, iktisatçılar ve mimarlar; üretim süreçlerine katılabilecekleri veya akademik derinliklerini aktarabilecekleri pozisyonlar yerine, hayatta kalabilmek adına hizmet sektörünün en yoğun iş alanlarına yönelmek zorunda kalıyor.
Avrupa Birliği (AB) ortalamasında yükseköğrenim mezunlarının işsizlik oranı genelde genel işsizlik oranının oldukça altındadır. Yani Avrupa’da eğitim seviyesi arttıkça iş bulma kolaylaşır. Türkiye’de ise tablo neredeyse tersine dönmüş durumdadır; üniversite mezunları arasındaki işsizlik oranı, lise ve altı eğitim seviyesindekilere kıyasla alarm verici düzeydedir.
Türkiye, OECD ve AB ülkeleri arasında "Ne eğitimde ne istihdamda olan gençler" oranında uzun süredir zirveye yakın konumdadır. Avrupa’da gençlerin bu kategorideki oranı ortalama yüzde10-12 bandında seyrederken, Türkiye'de bu oran yüzde 25-30'ları bulmaktadır. Yani her 4 gençten biri ne bir okulda okumakta ne de bir işte çalışmaktadır.
Zincir marketlerin birinde kasiyerlik yapan bir bayana "tahsiliniz nedir?" şeklinde soru yönelttim. Verdiği yanıt "Kamu yönetimi bölümü mezunuyum. Görüldüğü üzere kendi branşımda bir iş bulamadım ve burada kasiyerlik yapıyorum" oldu. Bu sitem, eğitim ile istihdam arasındaki uyumsuzluğu açıkça ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak; kontrolsüz şekilde artan üniversite kontenjanları, plansız istihdam politikaları ve katma değeri yüksek üretimin yetersizliği, Türkiye'nin en kıymetli sermayesi olan nitelikli insan kaynağını heba etmektedir. Eğer Türkiye, gençlerin potansiyelini doğru kanallara aktarmak istiyorsa; üniversite eğitimi ile reel sektör ihtiyacını entegre eden planlı bir istihdam modeline geçmek zorundadır. Aksi takdirde, her yıl taze umutlarla kep fırlatan gençlerimiz için aynı üzücü soruyu sormaya devam edeceğiz:
"Bu çocuklar neden okudu?"



