Cuma günü gerçekleştirilen Nisan ayı olağan meclis toplantısında gündeme gelen Adatepe Mahallesi’ndeki ruhsat sorunu, aslında sadece bir mahallenin değil, uzun süredir biriken yapısal bir problemin yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Tartışmalar gösteriyor ki mesele yalnızca “ruhsat verilip verilmemesi” değil; planlama, geçmişten gelen alışkanlıklar ve bugünün ihtiyaçları arasında sıkışıp kalmış bir yönetim anlayışı.

Yeniden Refah Partisi Meclis Üyesi Mustafa Çalık’ın “Köyken bunlar yapılabiliyordu” sözleri, geçmişteki serbestliğe duyulan bir özlemi yansıtıyor. Ancak Başkan İshak Sarı’nın verdiği cevap bu özlemin altını net biçimde çiziyor: “Evet yapılıyordu, ama çoğu kaçaktı.” Bu ifade, Türkiye’nin pek çok yerinde olduğu gibi Adatepe’de de yıllarca süregelen denetimsiz yapılaşmanın bir sonucu olarak bugünkü karmaşanın ortaya çıktığını gösteriyor. Yani sorun yeni değil; sadece artık daha görünür ve daha tartışılır hale gelmiş durumda.

Adatepe’de ruhsat verilememesinin temelinde plan eksikliği ve mülkiyet sorunları yatarken, tartışmayı farklı bir boyuta taşıyan konu ise sahilde yapılan “beach” yapıları oldu. CHP Meclis Üyesi Mücahit Karakaş’ın dikkat çektiği bu nokta, kamuoyunun da en çok sorguladığı çelişkiyi ortaya koyuyor: “Plan yok diye vatandaşa ruhsat verilmiyor ama planı olmayan yapılar nasıl inşa ediliyor?”

Bu soru, aslında meselenin özünü oluşturuyor. Çünkü vatandaş için adalet duygusu, yalnızca kuralların varlığıyla değil, o kuralların herkese eşit uygulanmasıyla sağlanır. Eğer bir yerde plansızlık gerekçe gösterilerek bireysel yapılaşma engellenirken, aynı plansızlık kamu eliyle yapılan projelerde göz ardı ediliyorsa, burada bir güven sorunu doğması kaçınılmazdır.

Bununla birlikte Başkan Sarı’nın dile getirdiği “ihtiyaç” vurgusu da göz ardı edilemez. Sahil bölgelerinde insanların temel gereksinimlerini karşılayacak alanların oluşturulması bir zorunluluktur. Asıl mesele, bu ihtiyaçların nasıl ve hangi yöntemle karşılandığıdır. Plansız yapılan her yapı, bugün ihtiyacı giderse bile yarının sorununu büyütme riski taşır. İnşallah sorunsuz bir şekilde ilerleme sağlanılır. Çünkü gerçekten beach bir ihtiyaç maalesef.

Bu noktada ortaya çıkan tablo oldukça net:
Bir yanda geçmişten gelen kaçak yapılaşmanın oluşturduğu düzensizlik, diğer yanda bu düzensizliği çözmeye çalışırken ortaya çıkan yeni çelişkiler…

Oysa çözüm aslında çok daha sade:
Şeffaf, kapsayıcı ve herkes için eşit işleyen bir planlama anlayışı.

Adatepe örneği bize şunu gösteriyor; plansızlık sadece yapılaşmayı değil, güven duygusunu da zedeliyor. Vatandaşın beklentisi çok açık: Aynı kurallar, aynı hassasiyet ve aynı uygulama.

Bugün yapılan tartışmalar belki bir “beach” ya da bir “duvar” üzerinden ilerliyor. Ancak asıl konuşulması gereken, bundan sonra nasıl bir şehirleşme anlayışı benimseneceği. Çünkü mesele sadece bugünü kurtarmak değil, yarını doğru inşa edebilmek.

Ve unutulmamalı ki; şehirler sadece binalarla değil, adalet duygusuyla da ayakta kalır.