Hasret Aksoy'un "Nöroplastisite" başlıklı köşe yazısı
Kant’ın insanın kendisine sorması gereken üç temel sorusu vardır: “Ne bilebilirim? Ne yapmalıyım? Ne umabilirim?” Bu üç soru üzerine düşündüğümde, aslında insanın kendini tanıma ve değiştirme yolculuğunu ne kadar güzel anlattığını fark ediyorum. Benim nöroplastisite yolculuğum da biraz bu soruların peşinden gitmekle başladı.
Beynim hakkında ne biliyorum? Düşüncelerim, alışkanlıklarım ve verdiğim tepkiler ne kadar benim seçimim ne kadarı yıllar içinde öğrendiğim ve tekrar ettiğim kalıplardan oluşuyor? Fark ettiklerim karşısında ne yapabilirim? Değiştirmek istediğim bir şey varsa kendime yeni bir yol öğretmek için hangi adımı atabilirim? Ve belki de en önemlisi; insan gerçekten değişebilir mi?
İşte bu sorular beni nöroplastisite kavramına daha yakından bakmaya yöneltti. Nöroplastisite, beynimizin deneyimler ve öğrenme doğrultusunda kendini yeniden düzenleyebilme kapasitesini ifade ediyor. Yani beynimiz tamamen sabit bir yapı değil; yaşam boyunca öğrenmeye ve değişmeye devam edebiliyor.
Ben üç çocuk annesiyim. Aynı zamanda bir eşim ve hayatın içinde kendisini geliştirmeye çalışan bir bireyim. Günlük hayatın sorumlulukları içinde bazen kendimizi en sona koyabiliyoruz. Çocuklarımız, ailemiz, ilişkilerimiz ve hayatın telaşı arasında kendi zihnimizin nasıl çalıştığını, neden bazı durumlarda aynı şekilde tepki verdiğimizi düşünmeye çoğu zaman fırsat bulamıyoruz.
Ben düşünmeye başladım.
Nöroplastisite üzerine eğitimler almaya, öğrendiklerimi daha iyi anlamaya ve bu alandaki seanslara katılmaya başladım. Her öğrendiğim yeni bilgi, kendime ve çevremdeki insanlara başka bir gözle bakmamı sağladı.
Belki de yıllardır “Ben böyleyim” dediğimiz bazı noktalar, değişimin mümkün olmadığı anlamına gelmiyor. Belki sadece bugüne kadar öğrendiğimiz yolları anlatıyor.
Elbette nöroplastisite bir sihirli değnek değil. Hayatımızdaki her şeyi yalnızca düşüncelerimizi değiştirerek değiştiremeyiz. Ancak beynimizin öğrenme ve yeniden düzenlenme kapasitesini bilmek, kendimize ve değişim ihtimaline farklı bir gözle bakmamızı sağlayabilir.
Bazen değişim büyük kararlarla başlamaz. Bir düşünceyi fark etmekle başlar. Bir davranışı yeniden değerlendirmekle, başka bir tepki vermeyi denemekle, yeni bir şey öğrenmekle başlar. Belki de kendimize sadece şu soruyu sormakla başlar:
“Başka türlü olabilir mi?”
Üç çocuk annesi olarak öğrendiğim her şeyin yalnızca benim hayatımda kalmasını istemiyorum. Çünkü bir annenin kendisini tanıması, çocuklarıyla kurduğu ilişkiye de yansıyabilir. Bir insanın kendi düşünce ve davranışlarını fark etmesi, ailesine ve çevresine bakışını değiştirebilir.
Ben bu yolculuğu bu yüzden önemsiyorum. Öğreniyorum, sorguluyorum, kendimi gözlemliyorum. Aldığım eğitimlerin ve katıldığım çalışmaların bana kattıklarını daha iyi anlayarak, doğru ve faydalı bilgilerle başka insanların hayatına da küçük bir katkı sunabilmeyi istiyorum.
Belki bir annenin kendisini daha iyi anlamasına, belki bir babanın yıllardır değiştiremeyeceğini düşündüğü bir davranışını yeniden değerlendirmesine, belki de bir insanın “Artık çok geç” düşüncesini sorgulamasına vesile olabilirim.
Kant’ın üç sorusu bugün benim için farklı bir anlam taşıyor:
Ne bilebilirim? Öğrenebilirim. Ne yapmalıyım? Öğrendiklerimi hayatıma taşıyabilirim. Ne umabilirim? Değişimin mümkün olduğu bir geleceğe umutla bakabilirim.
Çünkü insanın öğrenme yolculuğu yaşla birlikte bitmiyor. Beynimiz öğrenmeye devam ettiği sürece, biz de kendimizi tanımaya, geliştirmeye ve hayatımıza yeni anlamlar katmaya devam edebiliriz.
Belki de hayatın en güzel taraflarından biri şu: Kendimizi tanımayı öğrendikçe, değişebileceğimiz ihtimalini de keşfediyoruz.
Ve benim nöroplastisite yolculuğum, tam da bu ihtimalin peşinden gitmekle devam ediyor.



